Google+ Followers

19 Kasım 2012 Pazartesi

Nice Guy






İsim iyi hoş da, bence yetersiz.Sucker Guy desek daha iyi :)Bir insan evladı ancak bu kadar iyi niyetli, kendini  kemiren, yok eden  bir cins olur.Aşkı uğruna hapislerde çürüyen, gidip intikam için yaklaştığı kadına aşık olan, hasta kardeşi için jigololuk yapan bir cins, cins diyorum bu kadar çok şey görüp geçiren artık insan olamaz.Artık o ayrı bir tür!

Öyküsü intikam üzerine kurulmuş, buram buram dram kokan bir dizi.İlk başlarda bana biraz Misa tadı verdi.Çünkü elimizde bir adet "hasta" kardeş, beyninde her an ölümüne neden olabilecek "sızıntı şeklinde kanama" mevcut, ve tabi iyi bir İNTİKAM nedeni.Da da daaa daaaaaaaan...Hiç şaşırmamak gerekiyor  çünkü iki dizinin de senaryosunu aynı kişi kaleme almış; Lee Kyen Hee.

Öğrencilik yıllarında sevdiği kadın uğruna, onun işlediği cinayeti üstlenen, haliyle mapushane çıkışı kendini bekleyen bir sevgili beklentisiyle özgürlüğüne kavuşan, ama acı gerçekle yüzleşince mahvolan bir gencin öyküsü.Peki o acı gerçek neydi?Sevdiği kadının çoktan zengin bir koca bulup evlendiği, bir de çocuğu olduğu.Zurnanın zort dediği yer de burası, bu noktadan sonra intikam olayı başlıyor.





Seo Eun Gi şımarık zengin kızı, zeki çevik ahlaklı.Babasını zalim kadın Han Jae Hae'den kurtarmaya çalışan kendi halinde bir kızken Kang Maru'nun hayatına girmesiyle tökezliyor.Ve kendine insan diyen, azcık hormon sahibi her insan evladının başına gelebileceği şekilde Maru'ya aşık oluyor.Canım, aslında eli mahkum, gel de aşık olma :DKendisi baya asabi bir kızken, hafızasını kaybedince tam bir sevgi pıtırcığına dönüşüyor.Sevdim bu kızı.


                           

Maruu, evladım sen ne şanslı bir DNA'ya sahipsin böyle.Özene bözene yaratılmış şanslı şey.Canım benim, sen ne kadar ağır abi olmaya çalışsan da, arada bir Kenan İmirzalioğlu'na bağlamaya çabalasan da herkes haddini bilecek değil mi?O bebek yüzüne hiç yakışmıyor bu tripler.Sen suratını asdıkça yanaklarını mıncırmak geliyo içimden(Hikaruivy'in izniyle tabi haddimi bilirim ben :)).İşin özü bu role gitmemişsin.O bebeto imajından sıyrılmak için kendini paralıyor adam ama nafile.Şöyle en hasından bir romantik komedi çekse de doya doya izlesek.



Maru'nun hasta kız kardeşi, coco mu? poko mu? herneyse.Ne gıcık bir tipsin ya, dizi boyunca öldün ölecen ne hastalığıysa bu turp gibi geziniyosun ortalıklarda(sanırım epilepsi).Canın sıkıldıkça hop bayıl.Zora düştükçe abi gitmeeee de hastanelik ol.Çözemedim seni.Bir de abinin kazulet arkadaşına aşık oldun.Hastasın falan ama  aşk olayları son gaz devam.Çek çileni işte.Senin yüzünden Marucum kötü yola düştü, el masalarında meze oldu :)Düşüncesiz kötü şey...



Allahııım ben bu kadını ezelden beri sevmem,o da beni sevmez :) My Girl'den beri sinir olurum kendisine.O koca küpeleriyle tenis oynadıkça, gülme krizine girerdim.Neyse konuya geri dönelim.Para uğruna sevdiğin adamın hayatını mahvettin anladık, gittin zengin ama bir ayağı  mezarda adamla evlendin anladık, üstüne bir de çocuk yaptın hadi onu da sindirdik.Ama tekrar Maru'yu geri istemen biraz fazla olmadı mı?Valla saçı başı yolunacak kadınsın vesselam.O titrek dudaklarından çıkan her kelime kulağımı tırmaladı.Dizi de ayartmadığın adam kalmadı.Tüüüh kötü kadın seni.... (Çok fena kaptırdım kendimi 40 güne gitmez kadıncaz:))

Aslında aman aman bir drama yoktu, yani vasat bi dramada bunun yarısı oluyo zaten.Dram olması için şöyle böğüre böğüre ağlatması lazım beni.Benim için gerçek dram o.Bu biraz çerez kaldı, cık dişime göre değildi anlayacağınız.Ama içimi karartmadı mı?Tabi ki kararttı.Çekim tarzı, kasvetli havası, herkesde ki beş karış surat.Beş dakika da bir kelime konuşabilme başarısı.Kızın hafızasının geri geldi gelecek beklentileri,Boş boş bakışlamalar, bir bölüm -60 dk- da bir arpa boyu yol alınamaması içimi baydı.Dramdan çok bunlar boğdu beni.Şöyle ağız tadıyla çocuğun başına gelenlere üzülemedim.

Son bölüm gayet güzel olmuştu bence.Azcık Kore camiasına aşina olan her Türk gibi telli duvaklı bir gelin, birbirine koşan aşık çift felan beklentim yoktu.O yüzden büyük hayallere kapılmayın şimdiden söyleyim.Maru'nun 19 bölümde gerçekleşemeyen, "sızıntı şeklinde kanama"dan, "büyük bir kanama"ya dönüşen   "ölümcül hastalık" tedavisi, yani ameliyatı gerçekleşti.Kurduğum cümleden dolayı kendimle gurur duydum hee, ne dedim ben de anlamdım ya neyse, öyle işte...Ameliyatta hafızasını kaybetme fikrini sevdim."7 yıl sonra" durumlarına zaten alışığız.Saça biraz dalga verdin mi tak diye 7 yıl geçiyor yani.Kimse bir dirhem yaşlanmıyor.Herşeye rağmen dizide en sevdiğim kısım son bölüm oldu :) Bu kadarcık işte. Ay bee çok neşeliyim, biraz karamsar olayım demek isteyen varsa izlesin :)Var mı len gerçekten öyle biri?








7 Kasım 2012 Çarşamba

Sevgili Günlük




İşten çıkmış, gece karanlığında otoparka doğru süzülürken, bir taraftan kış saati uygulamasına saydırıp, diğer taraftan marketten alacaklarımı liste yapmaya çalışıyordum zihnimde.Tam, yumurta ile yoğurt arasına sıkışmış bir ses çaldı kulağıma...

....
-"Ay çok tatlılar"

Ne diyor ya bunlar kimmiş tatlı olan ?

-"Ay Lee Min Ho diye biri var.Ona bayılıyorum."



Nayııııırrr , nolamaaazz.Kim benim Le Min Ho'mu, Kore'mi sevme cesaretinde bulunur.İşin enteresan tarafı Le Min Hoo'yu severim tamam da, öyle fanı falan değilimdir.O an Suk' a bayılıyorum deseler, onu da kıskanırdım eminim :)Daha önce kanlı canlı bir Koreseverle karşılaşmamış olmam beni bu noktaya sürükledi sanırım :)

Bir hışımla arkamı döndüm.Bakayım kim şu cadoloz diye

-"Aaa Deniz abla iyi akşamlar"

o_O

 Öyle böyle değil fena oldum dostlar.Kızlar staja gelen öğrenciler çıktı iyi mi?Nerden ablanız oluyorum len ben siziiiin, nasıl Min Ho'ya sarkarsınız diye haykırmak istedim.Peki ağzımdan ne çıktı?

-"Nereye gidiyorsunuz? Bırakayım sizi."