Google+ Followers

27 Mayıs 2012 Pazar

Haydeeeee o_0






Efendim, bir Eurovision maceramızın daha sonuna gelmiş bulunmaktayız.Dün gece yazmayı planladığım, ama üşengeçliğimden bilgisayarı şarja takamayınca bugüne kalan yazıma  başlıyorum :)


Klasik giriş yapalım...

Hello Azarbaijan, hello Leyla ... Thank you for this fantastic show.It was  beautiful ..


Len biriniz de başka bir şey söyleyin be kardeşim.Her sene ezberlenmiş aynı sözler.Anlayamadığım Leyle'nın yanında ki sülün gibi delikanlıya niye kimse selam vermiyor kardeşim!Unutmadan bizim daimi puan dağıtıcı, TRT 4' den fırlamış kılıklı, az önce tarih dersini anlatmış da eurovisyona yetişmiş tipli, sarışın kıza ne oldu, bileniniz var mı?Gözüm aradı vallahi, alıştık kıza.

Efendim, fena sayılmayacak bir dereceyle yataklara gittiğimiz gecede, fazla sayıda iyi şarkılar vardı.Anladık ki bütün ülkeler baya bir hırs yapmış :) Ama buna rağmen ''amaan eurovision benim neyime peğğ'' imajı veren, ''öylesine katıldık canım'' diyen ülkeler de yok değildi.Bu kategorideki ülkelerde finale de pek çıkamadı zaten :)

Geleneksel sahne şovları, atlayan zıplayan, parande atan gençler olmazsa olmazı oldu eurovisyonun.Bu sene de bolca izledik.Ama sanki geçen yıllara göre dozu biraz azdı ki, böyle olması gayet iyi, aman abartmasınlar.Tabi İrlandalı robot kardeşleri ayrı tutuyorum.Kardeşler saolsunlar havuzlarıyla gelmişler yarışmaya.İyi hoş da, abi bünyeye ters değil mi su felan?Robotsunuz ya hani, o bakımdan yani...

Sadete gelince; Can'ı, can-ı gönülden kutluyorum.Yarı finale göre çok daha iyi bir performans gösterdi.Ama ne yapsın ki rakipler baya iyiydi-nineler hariç- :) Gayet iyi bir dereceyle dönecek geri.Rus ninelerin derecesinin şahsımca pek bir önemi olmadığı için, Can'ı 6. ilan ediyorum.Gerçi bir yerde okumuştum ''Burda keyfim gayet yerinde, derece yapamazsam burda kalırım'' diyordu.Dönmezse şaşmayın :)

Gelelim birinciye ki, belirtmeden geçemiyecem.Performanslar bitince hemen söylediğim İsveç bu işi götürür tezim doğrulandı.Bunun haklı gurununu yaşıyorum.Seneye Bülend beyle ben sunacam yarışmayı :D

Fas asıllı, İsveçli kızımız Loreen ; farklı tarzı, muhteşem sesi, doğal saçları ( inatla pırasa gibi yapmaya çalışmamış, tebrikler ) ve enteresan dansıyla  herkese kanıtladı ki başarı için öyle 20 kişilik dans gösterileri, bol dekolte, bacak şova falan gerek yok.Zira bu geleneği bize yaşattığı için Yunanistan, Kıbrıs ve Ukrayna başta olmak üzere diğer ülkelere teşekkürü bir borç bilirim.Gözümüz gönlümüz açıldı sayelerinde :)


İşte İsveç'in ''popüler tarzda yüksek veya düşük tempolu'' şarkısı.Bilemedim hangisi şimdi bu.Bu iki tarzdan başka şarkı söylenmedi gecede.Hepimiz öğrenmiş olduk.Neymiş şarkılar ikiye ayrılıyormuş :D



Kız uçuyor u - u - u- u- uz diye diye birinci oldu :)
Yukarı gidiyoruz mu demeliydim bilemedim.Belki kız nirvanaya varıyorum demek istemiştir.Uçmak biraz basit mi kaçtı ne,tercüme hatası yapmıyım :)

21 Mayıs 2012 Pazartesi

İçimden Geldi...






Yeni , bembeyaz kocaman bir sayfa açtım önüme.Silmeden, karalamadan yazmak için.Bilinmez ki hayat hep karalama, düzeltme, yeni sayfalar yaratmak benim için, bir de umutlar.Ben nasıl yaparım, nasıl yazarım ki?Omuzlarımda hikarunun yükü, önümde laptopum, ooy bu mim işi zor iki gözüm......... :)

Derin bir nefes çektim ciğerlerime, ne yazsam diye düşünürken.Öyle eften püften bişi yazmıyım dedim.Kuru kalabalık, laf olsun diye olmasın da, sanki de öyle olacak gibi.Korktuğu geliyor başına insanın ya hep.

Bugün öyle boş boş evde takılmaya karar verdim.Birazcık kafamı dinliyim. Dinliyim dinlemesine de nasıl? Aklımda yapacağım işler, beynimi kemiriyor; sözde ben evde kafamı dinliyorum.Dinlenmesem daha iyi.Hani bir işle uğraşsam, zihnim biraz dağılır diye düşündüm.Ben de kalktım bu yazıyı yazayım dedim.Bunu yazana kadar iki satır bir şeyler okusam daha hayırlı benim için ama canım bunu yapmak istedi.Kaç zamandır aklımda yazacağım.Açıyorum bilgisayarı, yazayım diye oturuyorum.Olmuyor kalkıyorum.İlham gelmiyor galiba :)

Kafam karışık bu aralar.Daha çok yorgun mu demeliyim bilemedim şimdi.Sürekli koşuşturma yoruyor insanı.Hep bir yerlere yetişme telaşı, sorumluluk...Özlüyorum.Çocukluğumu, okul yıllarımı... Dünyanın en iyi mesleği öğrencilik.Kıymetini bilmeyen varsa silkinip kendine gelsin.Şimdi düşününce ne boş dertlerim vardı o zamanlar, adına dert bile denmeyecek.Sonra diyorum ki hayat hep aynı döngü, bundan on yıl sonra da durup düşününce, şimdi ki dertlerim komik gelecek bana.Ne diye durup kendimi hırpalayım.Bir daha ne zaman bu  yaşımda olacağım.Yaşlandığımda da, keşke genç olsam diyeceğim.Tıpkı şimdi yaptığım gibi.Hayatın tadını çıkartmalıyım, doya doya yaşamalıyım diyorum.Ben diyorum, diyorum da hayat beni bırakmıyor ki kardeşim!Azcık ipin ucunu kaçırsam , yine ben toparlayacağım için.Şimdilik sadece bilinçli bir şekilde, gayet farkında olarak gençliğimi harcıyorum :)
Böyle dedim de aklıma Cemel Süreya geldi;

 Yürüyor muyduk,
 Yoksa bir doğa parçasının altını mı çizdiriyorlardı bize

 Ellerimizde küçük kağıt kutular
 Yüzlerimiz asılsız.

 ...

 Bir yere geldik ki
 Güneş, heey!
 Ay, ayyyyy!

Biraz bölük pörçük oldu ama aklımda kalan... :) Ben Güneş kısmını geçtim, Ay'dayım.

Bu benim mim biraz iç dökmek gibi oldu.Tam Güzin ablalık :) Ama aklıma gelen yazılmaycak mıydı?Buyrun, şuan itibariyle aklıma gelenler bunlar.Daha da uzardı belki ama çoook uykusuzum.Ben iyice abarttım bu olayı hala aklıma geleni yazıyorum :) Neyse efendim uzun lafın kısası mikalzia gelecek ay ki mim konun benden.Hadi yine iyisin :)


16 Mayıs 2012 Çarşamba

Mim : Ne izliyorum...

İki gün bilgisayarı açmadım neler olmuş böyle!Çapraz ateşte kalmış misali mimlenmişim.Sağolsun mydestiny bu mimi yazarken aklına ben düşmüşüm :)

Hangi dizileri izliyorum?Öncelikle şunu söylemeliyim öyle büyük hayalleri olanlar üzgünüm.Ev, iş derken pek bi şey izleyemiyorum.Tv de en çok açık kalan kanalın Yumurcak TV olduğunu söylersem, fazla açıklamaya da gerek kalmayacak herhalde :)Ben de Mimi kendime uyarladım ;Tv de ne izlersin :) Dizi takip edemiyorum ve  bizim evde boş vakit oldu mu  ailecek bilgisayarların başına otururuz genelde... :)

Yalan Dünya--Aslını isterseniz öyle müdavimi falan değilim.Denk gelirsem, işte değilsem izliyorum.Büyük umutlarla beklediğim dizi, benim için azıcık hüsran oldu.Ama izleyecek pek bir şey de olmayınca ne yapalım. Bence artık Gülse Birse'ye bu roller yakışmıyo.Ne bilim artık kabul etsin zamana dur denilmiyor ve artık o da bir orta yaşlı (ne kadar iyi niyetliyim dimi yaşlı demedim).Hala öyle otuzundan yeni yıl almış genç kız rollerinde neden diretiyor anlamadım.Öyle çatıda flörtler falan...


5N1K-- Ruh halime uygun bir konuk da ağırlıyorsa kaymaklı ekmek kadayıfı değmeyin keyfime.İnsanı kendinden alan, siyasetten soğutan, yer yer iç bayan tartışma programlarını pek sevmem.Sanırım çocukluğumun tek Tv li döneminde babamla izlediğim bütün o açık oturumlar beni bu olaydan soğuttu:)İşte burada devreye Cüneyt Özdemir giriyor ki severim keretayı.Gündemden iyi konular, konuklar seçiyor, sıkmıyor.İzlemeye çalışıyorum kendisini...




Okan Bayülgen ve Kralları--Artık hangi Kral şansıma denk gelirse izliyorum.Mesela şu an Muhallebi Kralı var şansıma.En sonunda Okan da akıllandı.Eski 'artist' halleri yok artık .Nerde, yok  bal gibi 'artist' diyorsanız eski hallerinden muhtemelen haberiniz yok demektir(Sizi genç veletler)


Simpsonlar--Ehe en sevdiklerimdendir.Aaaah o kanepeniiiin bir dili olsa konuşsa :) Her ne kadar baba Homer'a bayılsam da saçlarından dolayı olsa gerek anne Marge Simpson'ı kendime daha yakın hissetimişdir :) Aileyi anlatmaya gücüm yetmez ayrıntı isteyenleri şöyle alayım.




Pocoyo--Evet yanlış okumadınız ne dedim ben size az önce, Yumurcak TV zedeyim ben !

 Sevimli mi sevimli, yiyilesi bu karakteri seviyorum.Eğlenceli, muzip.Benim favorim adını bilmediğim şu sarı ördekcik.Bu arada Pepenin de ilham kaynağı olduğu söylentilerine de değinmeden geçemiyeceğim.(Allahım ne diyorum ben!)


Benim bu liste giderek sapıtıyor.Utanmasam sevdiğim reklamlara geçeceğim.

Bu listeye  How I Met Your  Mother ,Doktor Who, Merlin 'ı  ayıla bayıla izlediğim yapımlar olarak ekleyebilirim. 

Sağdan soldan duyduğum...

 Yer Gök Aşk--Hangi yerdir bu yer vallahi gidip paralayacağım onları.Tek bölüm bile izlemememe ( me'lemeye başlıycam)  rağmen, bir dönem etrafımda  sürekli birileri bu diziyi anlatıp duruyordu.İzlemiş kadar oldum.Kaç sezondur devam ediyor bilemiyorum ama ben yaşlandım bu diziyi dinlemekten.Diziler arası karakter transfer etmiş yegane yapım.Bu nasıl aşk, kavuşun artık be !  Biri bu fox tv'yi durdursun.Bir dizisi güzel olmaz mı kanalın, bütün dizileri birbirinden berbat.                                                     

Survıvor-- Yine sürekli birilerinin anlattığı, babamın bile izleyip de benim izleyemediğim yapım.Arada sırada bazı oyunlarına bakıyorum ama, denk gelirsem binde bir. Acun'a azıcık kıskançlıkla karışık gıcık olduğum için olabilir tabi.Şaka bir yana Allah yürü kulum demiş, bunu bir tek Acun duymuş herhalde.Daha dün ''Heeey üzerinde ki etek kaç para?'' diye dolaşıyordu sokaklarda ; helal!Yapımda tek ilgimi çeken kim kaç kilo verdi.İşte bu yüzden katılmayı düşünüyorum.Hedefim 34 beden :P


Bir mim daha burada biter.Vallahi kaç saatte yazdım bilemedim şimdi ama utandım kendimden.Ben hiç TV izlemiyormuşum be ya! 



10 Mayıs 2012 Perşembe

Love Rain / Nerde Benim Şemsiyem?




Bu aralar kendimi Suk dizilerine adamış bulunmaktayım, hayranı olduğumdan değil tabii.Tamamen rastlantı.Ama sonunda sıkı bir fanı olursam şaşmayın.Çünkü Beethoven Virusle eş zamanlı izleyince etkilenmem diyen yalan der :) Ama bu aralar deli bir şekilde dizi izlediğim için benim algıda bir tutukluk olmaya başladı.Yavaş yavaş kafayı sıyırıyorum galiba.Avrupa Yakasında Makbule, aşırı dozda dizi yüzünden kafayı sıyırmıştı bir bölümde.Diziyle, yaşamı karıştırmış, amcasını Yaprak Dökümündeki Ali Rıza Bey falan zannediyodu.Heh, işte tam o moddayım.Her yerde Suk görür oldum :)

Lafı fazla dolandırmadan konuya gelecek olursak.Aslında herkes biliyor ama tekrarlamakta fayda var :) 70'li  yılların saf aşkları ile, günümüz aşklarını karşılaştırıyor dizi.Nasıl mı?Bunun için enteresan bir yol izlemişler.Aslında bizim yeşilçamda sık kullanılmış bir şekilde.70'li yıllarda aşk yaşayıp kavuşamamış aşıkların çocukları,günümüzde bir birlerine aşık oluyorlar efendim.Tabi ki de geçmişten bir haber.

Dizi hakkında çok atıp tutmaya gerek yok, çünkü daha bitmedi malum.Ama başlangıcı, yani epeyce yavaş ilerleyişi beni biraz soğuttu.Çok geç günümüze ulaşabildiler.Yaklaşık 5. bölümde felan.Kızın verem olması, köh köh öksürüp kan tükürmesi, Koreyi bilmem ama bizim için klişe.Bu yüzden olsa gerek Kore'de de beklediği reytingi alamamış.Oysa ki Türkiye'de ki reytingleri ölçseler böyle problemleri olmazdı :) En büyük rakibi Lights and Shadows adlı yapım ki -kaliteli bir iş gibi geldi bana- oyuncularına bakılırsa,  Kore'de ki oppacı gençlik dizi falan izlemiyor. Ama şimdi Love Rain de toparladı sanırım.İşin içine Suk'un şimdi ki tarz halleri girince(70'lerde pek yavandı), kim kimin çocuğu, öğrendi öğrenecekler derken, reyting derdi de ortadan kalkmıştır.




Dizide Suk'a Im Yoon Ah kardeşimiz eşlik ediyor, kardeş diyorum çünkü henüz 90 doğumlu.Çok genç olmasına rağmen -göz altı torbalarını saymazsak- fena bir oyunculuk sergilemiyor.Artık biliyoruz ; Koreli oyuncular işi setlerde öğreniyor ki, kızımızın aslen şarkıcı olduğunu belirtirsem ne demek istediğimi anlayacaksınız :)

Ama benim favorim Suk'un babası rolünde ki şahıs ki adını bilemedim şimdi..Deli aşık rolünün hakkını veriyor.Karizmatik bir tip.Suk'un yaşlanınca böyle olacağını zannetmiyorum.Yönetmen torpil yapmış bence :) Son bölümde (13. bölüm)  bir evlenme teklifi var ki, mest olmuş bir şekilde izledim.Sonunda kendime geldiğimde salyalarımı siliyordum :)




''Şu ayak izlerine bak.Sence de sevimli değil mi?
 Umarım seninle yürümeye devam ederim; yalnız kalmadan, mutlu bir şekilde.Evlenelim.... ''

 Vee Deniz'i yerden kazırlar.Böyle yazınca kulağa pek hoş gelmiyor tabi, daha güzellerini de gördüm aslında ama ne bilim bu da güzeldi be!

                                                                                ***

Şimdi elimizde bir adet Aşık Çift 1 (anne-baba), Aşık Çift 2 (oğul-kız) mevcut(Daha aşk dörtgenlerini çözememişken bu fazla değilmi ya!).Yani Aşık Çift1, Aşık Çift 2' den haberdar olursa ne olacak?Çocukları için aşklarından vazgeçebilecekler mi? Çocuklar, Aşık Çift 1 için vazgeçmiş görünüyor.Ama ne kadar bu duruma katlanabilecekler?Ya da alan memnun satan memnun, herkes kavuşacak mı?( Buna %40 ihtimal veriyorum) Bu soruların cevabını ilerleyen bölümlerde göreceğiz elbet.Zaten zurnanın da 'zort' dediği yerler bunlar.


Ama diğer yandan Seo Joon ( Suk ) ve Ha Na(Yoon Ah)' ya üzülmüyorum desem yalan olur.Ne olacak bilemiyorum, arada kaldım.Herkesin her şeyi bilip susma huyu devam ediyor.Herkes olaylardan haberdar ama kimse kimseye çaktırmıyor.Tek umudum sen kaldın doktor, kurtar şu garipleri.Tabi sen de Ha Na'ya aşık olmazsan, ki elin kulağında oldun olacan, senin de kaderin babana benzeyecek :)




                                                                                ***

Dizilerimizin olmazsa olmazı; sarhoş kızı, sırtta taşıma olayı :)




Suk'a torpil geçeyim bari





Yazık sana yavrum be, dünyada kız mı kalmadı gittin kimi buldun.Öyle hana, dül, se (1,2,3) diye saymakla olmuyormuş bu işler.Gördün mü bak ne hale geldin.Cık cık üzülüyorum bu hallerine.




7 Mayıs 2012 Pazartesi

Beethoven Virus / Tutkunun Adı





Ben bu diziyi niye daha önce izlemedim ki?

Bu sorunun cevabını sanırım ben de bilmiyorum.Hep gözüme çarpardı aslında, ama bana  çocukluğumun hafta sonlarını mahveden Akıllı Köpek Beethoven'ı anımsattığı için uzak dururdum.Aslında alakası yok tabi ki de, işte bilinçaltı denilen şey bu olsa gerek!
Diziye başlayınca anladım ki, bu dizi tam bana göre!Bi kere klasik müzik var!Mest olmuş şekilde geçtim PC başına.

Konusu neydi?

Du Ri Mi konservatuar mezunu genç bir keman sanatçısıdır.Geçimini sağlamak için masa başı bir işte çalışmaktadır.Hazırladığı bir proje sayesinde kendi orkestrasını kurma fırsatı eline geçer.Yaşadığı aksiliklerden dolayı beş parasız kalınca orkestrasını amatör müzisyenlerden kurmaya mecbur kalır.İşin kötüsü onları çalıştırmak için gelecek olan şef,  profesyonel müzisyenler beklemektedir.Karşısında ki  derme çatma orkestrayı gören şef çalıştırmak istemez...

Aslında girişi böyle özetleyebiliriz.Bütün konu bu zannediyorsanız, işte orda yanıldınız.Bütün drama konularını tek dizide toplamayı başarmış senarist arkadaşlar.Aşk, ihtiras, hastalık,yoksulluk,hırs...

Kimler oynamış acep?

Kim Myung Min - Bu karakteri tek şey anlatır.Buz! Soğuk, ukala,kendini beğenmiş,kendi dışında herkesi alt tabaka gören, aşırı mükemmeliyetçi bir kişilik.Bütün bunların yanında ben sevdim kendisini nedense.Vallahi ben de kendime inanamadım :D

İlerleyen bölümlerde iç dünyasını görebiliyoruz.''Aslında göründüğü gibi olmayan bir adam'' imajını vermeye çalışmışlar kısaca.Ama o kadar az olmuş ki dozu, sadece bağırışları ,somurtmaları kaldı aklımda :)Bütün bunlara ekleyebileceğim en karakteristik özelliği adamın ses tonu! Bunca zamandır dizi izlerim böylesini görmedim.O nasıl bir konuşma, nasıl bir tonlamadır.Konuştukça eridim.Diyaframına sağlık şef :) Bu özelliğiyle bana Yalan Dünya'dan Hakan Meriçliler'i(Çağatay) anımsattı.Tabi onun gibi çapkınlık peşinde, sevgılım sevgılım diye dolaşmıyo ortalıkta :)



Lee Ji Ah- Nam-ı değer,Du Ri Mi ! Dizi boyunca Do Re Mi, Do Re Mi diye dolaştım ben .Ne isim ama.Kıza en başından beri ısınamadım nedense.Her zaman ki gibi vasat bir kız işte.Ne zaman gördük ki başrolde güzelini.Dizi boyunca Suk'a yeşil ışık yaktı,oynaştı.Bir taraftan da şefi ayartmaya çalıştı.Bir de sürekli bir yerlerden atlama hevesi beni öldürdü.Nerde bir su birikintisi varsa kız içine atlıyo.Buna küvet ve bahçedeki çamaşır leğeni de dahil!








Jang Geun Suk- Oy ben sana ne diyim.Yeteneklimi yetenekli, vefalı mı vefalı, sabırlı mı sabırlı.Aşık, deli bir karakter.Müzik için memuriyetten ayrılmış, idealist genç! Çok güzel trompet çalıyor, fakat onun amacı bir orkestra yönetmek.Evet büyüyünce şef olacak!

Kendisi bir zamanlar polisti efendim.Gittiği seyahatten bir türlü dönmeyen arkadaşının evinde, şefle beraber yaşıyor ve Du Ri Mi 'nin komşusu.Kızımıza sinir olunacak bir şekilde aşık.İyi insan kısaca... :)





Sadece bu kadar mı?

Bütün bunların yanında öyle bir yan karakterler var ki, hepsi birbirinden eğlenceli ve çatlak tipler.Benim favorim ise tikli trompetçi.Sahnelerinde gülme krizi geçirdim.İzleyince göreceksiniz(İzlemediyseniz tabi).Orkestrada ki Dede ile öğrenci flütçü kız arasındaki ilişki de beni çok etkiledi.Bunlara ek olarak viyolensel çalan bir teyze, bir veteriner...  Benim takip edebildiklerim bunlar, kısaca orkestrada yok yok!
                                                                             
                                                                           ***

Bazen bu konser olayını abarttıklarını düşünmedim desem yalan olur.Sürekli bu konser de başarılı olursak orkestraya gireceğiz.O olmadı, şu seçmeler de başarılı olursak kesin...Böylece 18 bölüm boyunca prova, komik sahneler ve harika müzkileri dinlemiş olduk.



Du Ru Mi Neden Gıcık Şefi Seçti?


Diziyi izleyenlerin sinir olacağı bir konu var ki, beni de delirtmedi desem yalan olur.Du Ri Mi neden  Suk'u seçmedi.Her genç kızın rüyası (!) yakışıklılar yakışıklısı Suk bu dizide, alışılmamış bir şekilde tamamen bir kenara itildi dostlar.Ama şöyle durup bir düşününce nedenini anlamak hiç de zor değil.İşte madde madde nedenleri.Yazmasam çatlardım :)

*Bir kere en önemli özellik, gıcıklık! Adam tam bir gıcık, sinir bozucu, ukala...Ve bize bir kez daha kanıtladı ki, Koreli kızlar bu tiplerden hoşlanıyor.Başrol kızımızı ne kadar çok terslersen, hakaret edersen şansın o kadar çoktur  :)

*Ve Suk, senin tabi ki hiç şansın olmaz.Sürekli kızın peşinden dolaştın, iyi davrandın, onu korudun, kolladın , huyun iyi ve sürekli kıza seni seviyorum dedin.Ve bunu söylerken de '' iyi dinle , çünkü sadece bir kez söyleyeceğim'' gibi giriş cümlelerini kullanmadın. Cık, olmaz böyle.Şansın işte bu yüzden çok azdı!

*Para! Üzgünüm ama önemli bir seçenek.Çünkü gıcık şefimizin bol miktarda parası var.Hepimiz biliyoruz ki eğer zengin bir ailenin oğlu, holdinglerin genel müdürü, ünlü bir popçu değilsen başrol kızımızı etkileyemezsiniz.Hep bu tiplere gerçek aşkla bağlanır kızımız.İşte bu maddelere yeni bir tane daha eklenmiş oldu : ''Zengin ve Ünlü Şef ''

*Oysa Suk neydi.Sadece basit bir polis memuru.Sonradan mesleğini de bıraktı ki işsiz güçsüz, hayaller peşinden koşan bir adam oldu.İdealleri olan sadık bir insan.Cık, bu da karın doyurmaz.Sen kaybetmeye mahkumsun canım.Fazla mükemmelsin.

*Vee vee daha da önemlisi, yakışıklı ikinci erkekler her zaman kaybeder! Her ne kadar esas oğlan olarak diziye başlasan da sonlara doğru tamamen ikinciliğe düştün.Kuralımız neydi tekrar hatırlayalım : yakışıklı, iyi kalpli, her zaman karşılıksız seven ikinci erkekler daima kaybetmeye mahkumdur...


Sonuç olarak kendisinden beklemediğim kadar iyi bir dizi.Ödüller toplamış kaliteli bir yapım.İzlerken insan hayallerini ister istemez sorguluyor ve yolun neresinde olduğunu soruyor kendine.Sıkılmama garantisi %100 İzlemeyen varsa izlesin, vakit kaybı olmaz....Hee son olarak şunu ekleyebilirim, önceki yazılarım da da belirttiğim gibi Suk'un adam hallerini izlemek isteyenler için, biçilmiş kaftan :)


4 Mayıs 2012 Cuma

Mim; Ne olurdum? /Hep Beraber Görelim... :)

Blog aleminde epeydir dönüp dolaşan, o kadar ki artık beni bile bulan bir mim vardı .Sevgili Rosa'nın yazarken aklına düşmüşüm ki beni mimlemiş.Sağolsun var olsun.


 * yemek olsan ne olurdun ?

Aklınıza gelebilecek her türlü kebap bu cevaba dahil olabilir tabi.Durup düşününce bu cevabın sorusu ' en çok hangi yemeği seversin' olacağından; asıl sorumuzun cevabı sufle olurdu.Tatlı aslında ama olsun. Dışını saran sert kabuk zannettirmesin ki, içinde yumuşacık bir kalp yok!




*Müzik aleti olsan hangisi olurdun?

Keman! Hiç düşünmeden, binlerce kez milyonlarca kez keman diyorum.Ölüp tekrar gelsem, yine de keman diyorum.Hadi üçüncü kez doğarsam - olmaz ama- çello diyorum. :)



*Araba olsan hangisi olursun?

Gençlik hayallerim de bir adet üstü açık sarı vosvos vardı.Ama şimdi durup düşününce bir minicopper  fena olmazdı diyorum.Ama o da çok mini pek işimi görmez şimdi.Ama seviyorum işte.Var benim bir zaafım bu küçük arabalara...




*Aylardan hangisi olurdun?

Temmuz.Hiç bir ay gücenmesin.Temmuzda doğduğum için.Tamamen duygusal yani :) Şimdi fotoyo baktım da sevilmeyecek ay da değil hani...



*Ayakkabı olsan hangisi olurdun?

Şöyle 15 cm topuklu şahane gösterişli bir ayakkabı hayallerimi süslese de, gelin görün ki ben converse den öteye geçemiyorum.Alternatif  babetler vazgeçilmezlerim :)


*Kıyafet olsan hangisi olurdun?

Ehe hee ''belindeki kemer olayım''.Artık kimin? Onu sizin hayal gücünüze bırakıyorum :)

Ama beni yansıtan tabi ki de pijama.En sevdiğim kıyafet.Rahat, sereserpe, firikik derdi yok; şık rüküş, yakışmış, yakışmamış sıkıntısı sıfır.Daha ne olsun!


*Renk olsan Hangisi Olurdun?

Oyy  zor soru.Yeşili severim.O olsun bari..Canlı renkler tercihimdir.

*Hayvan olsan Hangisi Olurdun?

Ne bu şimdi.Ölümlerden ölüm beğen.Ne cevap versem şimdi.Eminim herkes, en sevimli hayvanları kapmıştır.Kim ''Ayı olmak istiyorum been'' derki :) Ben de kanguru olayım bari.Peh aklıma ilk o geldi (bufaloyu saymazsak).




*Şu Anda Okuduğun Kitabın 137. sayfasında Ne var?


Kitabı açmadan önce duamı edeyim.' Allah'ım ne olur atin- kuntin , abuk-sabuk bişe olmasın.



Cevaba gelince.En son D&R ziyaretimde elde ettiğim.Kolay okunan zihni yormayan bir kitap(İki saatte okuduğum düşünülürse) ; Ne Demiş Shakespeare.Shakespeare aşığı biri olarak siz gençlere en az bir oyununu okumanızı öneriyorum.Olmadı izleyin.O da olmazsa bu kitabı alın bari :)

  İskender ölüyor, gömülüyor,
  çürüyüp toprak oluyor,
  bu toprak da balçık.
  Şimdi bu balçıkla , ki İskender de var için de,
  neden fıçı tıkacı yapılmasın?
  Koca imparator Sezar ölüp toprak olunca
  bir deliği tıkayabilir rüzgara karşı.
  Ey bir zamanlar dünyayı titreten kasırga!
  Şimdi duvarda harçsın
  kışın soğuna karşı.

Uzuun bir şiirin 137. sayfaya denk gelen bir kısmı sadece.Allah'ım şimdi bu adam sevilmez mi?

Bir mim'i daha sona erdirdiğim şu satırlarda, sanırım ben de birini mim'leyecem.Başlarken kimseyi mim'le miyim diyordum ama içimden geldi.Hikaruivy seni seçtim, pikaçu. Yaz da dağıt zihnini.