Google+ Followers

20 Temmuz 2012 Cuma

İki Film Tek Başlık...

Şu sıcak yaz günlerinde denizdi, güneşti derken bir tatilin sonuna daha geliyorum.Pazartesi sendromunu ensemde hissederken, boş vakitlerimi hakikaten de boşa harcamak konusunda nasıl da  uzman olduğumu bir kez daha ıspatlamış oldum.Biraz sonra anlayacaksınız.

                                                       Petty Romance/2010


                                                   
Tanıdık iki yüz gördüm bari izliyim fikriyle başladığım filme, ortalarına doğru ilerledikçe "ben ne yapıyorum" iç sesiyle devam ettim.Konusu aslında hiç de öyle dahice felan değildi oysa, en başından anlamalıydım.Ne yapayım ki saflık var serde....

Kendisini Protect The Boss'dan hatırlayacağınız Kang Hie Choi ve Coffe Prensin yakışıklı kuzeni, Pasta'nın agresif şefi Lee Sun Gyun başrollerde.Herhalde neden bodoslama filme daldım anlamışsınızdır.

Lee Sun Gyun(Jeong bae)'in bir karikatüristi canlandırdığı filmde, Hei Choi(Da ram) ise vasat bir yazar karakteriyle karşımızda.Mali sıkıntılar içinde olan Jeung Bae pek de hevesli olmadığı halde büyük ödüllü "yetişkin içerikli" manga yarışmasına katılmaya karar verir.Ama kendisine bir yazar lazımdır ki, çok geçmeden Da Ram ile karşılaşacaktır zaten.

Film vakit öldürmenin hakkını sonuna kadar veriyor.Yer yer mangaya dönüşen sahneleri, kızın hayal alemindeki halleri güzeldi.Jeong Bae'ni karükatirist arkadaşını sevdim.Sadece o kadar.Eğlenceli, yer yer komik az da romantizm var.Sadece eğlenmek isteyenler izleyebilir.Geri kalanlar es geçsin.Aşk üçgenlerinde insanları usandırdık, bari işin içine cinsellik katalım denilmiş zannımca.Bu ikiliden daha fazla şeyler bekliyor insan nedense.



                                                    Ürpertici Aşk/2012






 Yeo Ri (Son Ye-Jin ) Lisede geçirdiği kaza sonrası en iyi arkadaşını kaybetmiş ve kendisi ise tesadüfen yaşama şansı bulmuş bir kızdır.Kazadan sonra sürekli hayaletler görmeye başlar, ölen arkadaşının ruhu ise ona musallat olmuştur ve kimsenin ona yaklaşmasına izin vermez.Çünkü amacı Yeo Ri'yi yalnız bir "Yaşayan Ölü" ye çevirmektir.Öyle ki arkadaşlarıyla bile yalnızca telefonda görüşebilir.Tek başına yaşayan kız bir gün sokak sihirbazlığı yapan  Jo Goo tanışır ve onunla çalışmaya başlar.Yeni gösterileri korku ve ruhlarla ilgilidir!

Durun.Hayaletler felan gözünüzü korkutmasın.Gayet eğlenceli bir filmdi benim için.Bazı sahneler de her ne kadar biraz ürpersem de iyi vakit geçirdiğim kesin.Yani "şöyle güzel bir romantik komedi izlemek istiyorum, ama sıradan olmasın" diyenler için biçilmiş kaftan.Tek sinirimi bozan nokta her zaman ki gibi sihirbaz oğlumuz aslında bir holdingin varisi ve de gayet zengin olması.Efendim kendileri yalnızca hobi olarak sihirbazlık yapıyormuş.Ah şu koreliler, ne olacak sizin şu zengin esas oğlan takıntınız?Yav sokak sihirbazını da CEO yaptınız ya daha ne olsun!Sıradan bir sihirbaz olsaymış daha iyi olacakmış ki, öyle gözümüze gözümüze soktukları felan da yoktu bu konuyu.Ben taktım sadece.

Kısaca arkadaşlar şöyle güzelce vakit öldürmek isteyenler izleyebilir.Kesinlikle kötü bir film değil.


17 Temmuz 2012 Salı

Arles Köprüsü


Neden severim bu resmi oldum olası anlamadım.Kimi bakar "köprü" der geçer, kimi bakar "nehirdir, akar" der umursamaz.Ama ben bakınca öyle diyemem nedense.Göründüğünden daha fazlasını anlattığını düşünür;Van Gogh'a üzülür, ayrı bir kederlere dalarım.Köprüden çok yalnızlık görürüm her baktığımda, haykırış, kırılganlık, ölüm.Karşıya geçince bitecektir bütün derdi belki, yalnız kalmayacaktır; iki selvi ağacı gibi; özgür olacaktır başı bulutlarda, her şeyi arkada bırakacaktır.Ama karşıya geçebilirse... Aslında tam da Araf'tadır.

Delilikle, dahilik arasına sıkışmış bir ressam; Van Gogh. Belki biraz bencilce ama, iyi ki delirmişsin ve iyi ki dahi olmuşsun.Ve neden hepiniz sefalet içinde ölmek zorundasınız ki?

13 Temmuz 2012 Cuma

Love Rain Part 2 / Kırılsın Şemsiyem



Öncelikle şunu söylemeliyim.Böyle bir yazı yazmaya hiç ama hiç niyetim yoktu.Ama baktım Bloguma hala Love Rain yazısı ve Suk için gelenlerin sayısı oldukça fazla Suk ne zaman dizi çekecek? Reytingleri nasıldı? Suk gay mi? gibi başlıklarla bloguma ulaşılıyor.Dedim ergen Suk'çuların başı dertte, bu konuya el atmalıyım.Ben de yazmaya karar verdim.Önce ergenlerimizin meraklarını giderelim.

Love Rain reytingleri- Bunu merak eden arkadaş, sana ne diyim bilemedim şimdi.Yayından kaldırılacak diye mi endişelendin?Kore'de öyle bir yöntem yok.Bak bitiridiler diziyi sağ salim.Zaten hepi topu 20 bölüm.

Suk ne zaman dizi çekecek?-Şimdilik öyle bir planı yok.Almış eline bir CD Asyayı tavaf ediyor kendisi.Bakalım kış için bir proje belki ama netlik kazanmadı.(Umarım kimse ciddiye almaz, gören de beni menajeri falan zannedecek)

Suk gey mi acaba?  - O kadar ilgim yok maalesef, bilemedim şimdi.Ama kızlarımızın çok merak ettiği kesin.Şüphelenmiyorum da değil hani.

Suk Im Yoon  tipli kızlardan mı hoşlanıyor? - Evet yanlış okumadınız "tipli". Bir önce ki soruya elle tutulur bir cevap bulamamış olan arkadaşımız artık son umut "gay olmasın da ne yapalım Im Yoon Ah da olur" diyerek bunu araştırmaya kalkmış sanırım :)



Bu kısa soru-cevap olayının ardından Love Rain'e dönebiliriz.İlk yazıyı yazdığımda 13. bölüm yeni yayınlanmıştı.Kalan 7 bölüm ne mi oldu?

Diziyi izlemeyenler, izlemeyi düşünenler okumayın lütfen!


   Aslında şaşıracağımız vay be diyeceğimiz pek de bir şey olmadı.


*Seo Joon ( Suk )  aşkını babasına itiraf etti.Baba da  beklenildiği gibi "babalık" yaptı.Evlenmekten vazgeçti.Günlerce acılar içinde kıvrandı.Kendini alkole verdi.Kimselere birşeycikler diyemedi.Kısaca kendini paraladı.


*13. bölüm hastahane hastahane dolaşan annenin sırrı çözüldü.Kör olacakmış, hastalığını herkezden gizlemiş! Böylelikle kendini paralayan adama sevdiği kadını görmek için bir neden bulunmuş oldu.Alkolü bıraktı.Kendini gönüllü hasta bakıcılığa atadı.


*Seo Joon ( Suk ) ve Ha Na(Yoon Ah) sayamadığım kadar birleşip ayrıldı.Kızcağız her seferin de vicdanına yenik düştü.Suk kendini paraladı. Yoon Ah kan tükürdü, "kızılcık şerbeti ile sojuyu karıştırmıştım o dokundu heralde" dedi.İçine ata ata bitab düştü ve böylelikle dramalarda sürekli yemek yiyip zayıf kalan obur başrol geleneğini yıkmayı başardı.Zayıftı, çünkü gerçekten bir şey yemiyordu!


*Tahmin edildiği üzere sevimli doktorumuz Kim Si Hoo babasının geleneğini devam ettirdi.Ha Na'ya aşık oldu.Ama bunu son bölüme kadar itiraf etmedi.Son bölüm de de itiraf eder gibi oldu Ha Na anlamadı.Ya da "çok safım, anlamadım" numarası yaptı ki, bende ikinci seçenek daha ağır basıyor.


*Son olarak, gelenek bozulmadı, araya bir "Amerikaya eğitime gitme" sıkıştırılmaya çalışıldı ki sanırım bu 18. bölüm felandı.Yoksa 19 muydu?Neyse, işte o an yok artık dedim.Yazarlar sizin topunuzu biraraya getirip...Yaratıcı Senaryo Yazımı dersleri felan vermek lazım.Ne oldu siz ne yapacam sandınız.Cık cık çok ayıp :)


*Sonuçta herkes birbirine kavuştu.Hatta bir çift resmen evlendi ki zaten ancak bu olabilirdi.Anne- Baba Amerika'da yaşamaya devam etti.Bahaneleri kadının tedavisi oldu.Mutlu son!

Anlayamadım!


*Kim Si Hoo'nun aile dostu mu yoksa akrabası mı olduğunu anlayamadığım şahsiyet diziye neden girdi?Bir ara Ha Na'ya aşık olur gibi oldu.Gitti Suk'un peşinde opaa oppa diye gezen kıza aşık oldu.Ee ne oldu?Tek yaptığı bahçe sulamak ve millete beni hatırladın mı? demek oldu.Gereksiz bir karakterdi bence.


*"O kızla birlikte olamazsın, benim cesedimi çiğnemen lazım" diyen Suk'un fettan annesi, birden melek oldu.Gelinini pek sevdi.Çok ani oldu şokunu atlatmam yaklaşım 5 dk sürdü :)


Her şeye rağmen izlemeli mi? Evet bence izlemeli.Yani bütün bu yazdıklarım dizinin tuzu, biberiydi zaten.Bunlar olmasa dramalar, drama olur muydu?


Hey sen! Ne dedim ben? Diziyi izlemeyen okumasın demedim mi? Bak hala okuyo!  :)

Biraz foto servis...











                  

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Dramalarda Yeni Trend: Geleceğe Dönüş!

Hepinizin dikkatini çekmiştir.Şu sıralar Kore dizilerinde geleceğe gidip gelmek moda oldu.Bir yapım tutunca, arkası da çorap söküğü gibi geldi.İşte size kısa kısa son dönem dramalarda zaman yolculuğu...



Rooftop Prince: Yanlış hatırlamıyorsam bu dizi, bu yeni akımın fikir babası.Dizi de geleceğe geçiş reenkarnasyon olayına dayandırılıyordu ki biraz dozunu kaçırmışlardı bence.Aile boyu reenkarne olup günümüze gelmeleri biraz saçma da olsa, ilk başlarda ki zevki ortalarına doğru aşırı entrikaya sarıp kaybetse de, yine de zevkli bir diziydi.Bütün benliğimizle izlemedik mi izledik.Sonucunda da ne  öğrendik? Baldız baldan hakikaten tatlıymış o_O




Queen İn Hyun's Man : Bu dizi de de benzer bir şekilde karakterimiz Kim Boong Do günümüze geliyordu.Ama bu sefer geliş tarzı biraz farklıydı.Elinde ki tılsım sayesin de bunu gerçekleştiriyordu ki , Rooftop Prince'nin aksine bu gidip gelme olayını abartmıştı.Tılsımı okuyor hooop geçmişe, bir okuyor hoop günümüze.Gitti de geldi adamcaz.Ama muhteşem oyunculuğuyla Yoon In Na'yı gönül tahtına oturttuğum diziyi şiddetle tavsiye ediyorum.Üstelik kısa olan bölüm süreleri, cılkını çıkarmadan, aşırı entrikaya bağlamadan sonuca varması ve görüp görebileceğiniz en kararlı aşık Hee Jin kaymaklı ekmek kadayıfı.Bu yapım kesinlikle izlenilesi.



Time Slip Dr. Jin : Yetenekli bir doktorun bir olay silsilesiyle geçmişe dönmesini ve tıbbı sıfırdan keşfini anlatıyor.Şahsen hiç izlemedim.Bölümler bitince izleyebilirim belki.Bu ara güzel dizilerin bolluğu, artık bu geçmişe gidip gelme olayının abartılması beni biraz uzak tuttu diziden.











The Faith : Lee Min Ho'nun yeni dizisi henüz yayına girmedi ama dört gözle bekliyorum.Ne kadar bu zaman yolculuğu fikri gözüme pek hoş gelmese de, Le Min Hoo için izleyecem artık.Her ne kadar ben ona romantik aşık rollerini yakıştırsamda, bu çocukta bir aksiyon merakı var olduğu kesin.City Hunter'den sonra, burada da bir dövüşçüyü canlandıracakmış. Dr. jin ile benzer konusu olması Kore de pek tartışılmış.Anlaşıldığı üzere yine elimizde bir adet geçmişe dönen doktor mevcut.Unutmadan Lee Min Ho'nun kız arkadaşı da rakip dizi Dr.Jin de oynuyor.İki aşık şu sıralar hoş bir yarışta yani :)

1 Temmuz 2012 Pazar

Doğum Sancısı...



Temmuzun bu ilk ve sıcak gününe uyandığım şu zamanlarda her daim tuhaf hissederim.İnsanın kendi doğum gününün sadece sıradan bir gün olduğunu bilmesi, gerçekten de acı! Oysa ki çocukluğum da hiç de öyle değildi.Bütün dünya doğum günümü kutlar zannederdim.Hep bir neşe, hep bir mutluluk vardı.

Gelin görün ki zaman ve yaş ilerledikçe insan anlıyor işte.Dünya sana diyor ki :"Doğduysan doğdun canım, inan hiç umurumda değil!" Gerçekler yüzüne bir tokat gibi çarpıyor.Sonuçta dünyayı kurtarmadım.Amerikayı keşfetmedim.Ampulü bulmadım.Dünya neden doğum günün kutlasın ki?Şunun şurasında elimde kalan son yirmili yaşlarımın tadına varırcasına yaşamak ve dünyaya canın cehenneme demek istiyorum.


Yeni yaşımda ki hedeflerim;

*Tatile çıkmak, mümkünse Ayvalık dışında bir yer artık.

*Bir çocuk kitabı yazmak, bu yeteneksizlikle çocuklara da yazık ama bunu ciddi ciddi düşünüyorum

*Yemek kursuna gitmek.Yeni cafe açan bir arkadaşımla beraber gerçekleştirdiğimiz plan doğrultusunda kısmetse bu kış yemek kursuna gitmeyi planlıyorum.Yeni tariflerimizi Cafe'de görücüye çıkarır, müşterilerin bütün sağlık masraflarının müessese tarafından karşılanacağını bildiririz.

* Yetenek Sizsiniz'de jüri üyesi olmak.Hülya Avşar kadar müzik bilgim ve Sergen'den daha iyi bir konuşma kabiliyetim olduğu kesin.Neden olmasın?


O olmadı,Survivor 'a katılıp , 48 kiloya düşmek.Diyetisyen diyetisyen dolaşıp, varlık içinde yokluk çekmeye ne gerek var.Issız adaya git yoklukta zayıfla.Amerika senin, İtalya benim gez.Attığın dünya turu da hediyesi.


   Hayal kurmak güzeldir.Annemin meşhur bir sözü vardır : "Umut, yağlı yemekten iyidir."




     Bu arada unutmadan, herkesin kabotaj bayramı kutlu olsun :)