hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ağustos 2014 Cuma

Baba At Olmak....






Bir mobilya gıcırtısıyla uyandığımda saat kaçtı bilmiyorum.Minik eli kolumu dürttüğünde kendime geldim.Üçüncü hamlede yakalayabildiğim saat de 6:30 gördüğüm an, derin bir nefes çektim.start!

-Anne tatil mi?
-Anne kazmanya canavarını isleyebilir miyim?

Avizede ki taşları saydım: 5.bu sabah da değişmemiş.Dünya aynı hala...

-Anne kazmanya canavarını açabiler misin? ( Offf bu ne inat!)

-Olmaz.Neden "çiftlikçilik" oynamıyoruz? ( O küçük beynini abuk sabuk sağa sola dönmekten başka bişey yapmayan tazmanyalı bi canavarla doldurmasan)

Sevinçle yanımdan uzaklaşan ayak seslerini dinledim.Kendime kızdım, az önce ki of  için.Tek tek omurlarımı yataktan söktüğümde hala tam ayılmamıştım.Neden bu eziyeti yapar ki dedim kendi kendime.Her sabah, her gün.

Yüzümü yıkadım.Ayna yorgunsun dedi, dünden pek de farklı değil.Elimde ki toka saçımı ısırdığında ensemde bir topuzum vartı artık.Sağdan soldan fışkıran inatçı telleri saymazsak tabi.Biryerlere sıkıştırmaya çalıştım.Olmadı.Bırak dağınık kalsın dedim, pes ettim.

-Güzel gözlü atım senin olsun (Ki bu artık sıkıldım ondan demekti )
-Tamam
-Ben baba at olacam.
-Ne yapacaksın baba at olunca?
-Sen ahırda bekle, ben bi koşim, sonra yemek getiyiyim sana.
-İnsan baba olacak mısın Çağan?( oyun arasında sözlü sorusu)
-Dur bi baba at olayım.Sonra  gerçek baba olurum büyüyünce.

Bilim adamı olacam dese daha az mutlu olurdum herhalde.Boğazım düğümlendi.Bir yerler sızladı içimde.Yüreğimden bir çığ koptu.Benim minik oğlum baba mı olacaktı gerçekten?Her sabah yavrusunu kreşe götürüp, arkadaşlarına dağıtması için şekerleme alacak mıydı?Her hafta sonu itina ile çantasını hazırlayıp, yüzmeye mi götürecekti bebeğini yaz kış demeden.Akşam işten geldiğinde parka götürüp vakit geçirecek, evde oyunlar mı oynayacaktı?Her yorgunluk belirtisi bir "baba lüffeeen" le yok mu olacaktı?yatmadan önce sütünü içirip hikayesini okuyacak mıydı bebişine?
Benim minik oğlum, kocaman bi baba olacaktı pekala...

-Yumurtanı nasıl yemek istersin bu sabah dedim.( Duygulanmış felan değilim edası)
-Hani krep yapacaktın bugün.Öyle söylemiştin ya dün! dedi.

Sustum.Ah şu anneler ve unuttukları sözleri...



                                Baba olma hakkı kimsenin elinden alınmasın!

20 Eylül 2013 Cuma

Bu Deniz Durgun Kaptan!

Sessiz, koşuşturmasız, dingin.... Bu güzel günlerden elimde sadece birkaç tane kalması ise işin kötü tarafı.Tahmin edilebileceği üzre iznim bitiyor dostlar.Yeni koşuşturma döneminin start almasına az vaktim kaldı.Son dönemlerde ne yaptım diye sorduğumda kendime, büyük bir zevkle diyebilirim ki; hiç bir şey!Tembellik gibisi yok mirim, bunu bilir bunu söylerim...

Amaa o kadar da boş durmadım(!) Bakın neler yapmışım neler...



İlk aklıma gelen Who are you'nun bitmesi oldu nedense :) Bir dizinin daha sonuna geldik.Şöyleydi, böyleydi demiycem.Hayatımın bir döneminde geldi ve geçtiii.Aklımda korkmayı beceremeyen bir başrol ve taş KJW kaldı.Ama her şeye rağmen güzeldi...

Şimdi bununla bağlantılı olarak uzun zamandır düşündüğüm ve who are you sayesinde bilincimin tozlu raflarından geri çağırdığım saçlarımı kestirme isteğim vuku buldu.Yılların uzun saçlı Deniz'i artık kısa saçlı bi lise öğrencisine- ya da he-man mı desek-  dönüştü.Öğrenci diyorum, çünkü korelilerin genç görünme sırrını çözmüş bulunmaktayım: kısa saç! Yaş biraz ilerledikçe saçlarını kesiyorlar - ya da 30 yaş bunalımı mı demeliydim-  işte asıl mesele burda.İnsan hakikaten daha bir genç, daha bir taze oluyor.(Öyle göründüğümü söyleyenlerin yalancısıyım asdfghjkl )
























Gong hyo Jin'in yüzüklerinin sırrını çözdüm! Tamam yüzüklerin efendisi felan sayılmayacağım ama merakımı giderdim ya o da bana yeter.Belki herkes biliyordu da benim haberim yoktu, o ayrı tabi..Şuncacık dövme için takıyormuş yüzükleri.Yeni bir kara parçası bulmuş gibi hissettim resmen.Aidiyet duygum oluştu.Ben de mi yaptırsam ne(!) Yalnız her diziden bir anı bırakırsam kendimde yandım, saçlar gitti şimdi bu asdfghjkl Kişiliksiz miyim len ben? :S

         



Good Doctor'ı izliyorum bir de.Güzel, hafif , lezzetli bir dizi.Hafiflik güzel oyunculukta.Göz yoran bi oyunculuk yok, kısaca Joo Won döktürmüş.Hastaneyi ise iç çeke çeke izliyorum.Len ranzaları bilem var asistanların, yok artık! Bir de hiç poliklinik yapmaz mı bu doktorlar?Habire acilden hasta alıyolar o kadar.Servis desen sürekli aynı çocuklar iyileşip iyileşip, tekrar hasta oluyo.Neyse... Özünde hoş, güzel bir dizi.Öyle aşk felan beklemeden, bol ameliyat görmek için ideal.Doktorlu dizlerle arama mesafe koysam da dayanamadım bunu izledim, pişman da değilim hani.... :)


Oğluma oyuncak ayı aldık.Ondan çok ben oynuyorum.Nedeni onun "ayı" ile benimse söylediği şarkıyla ilgilenmem.Gwiyomi'yi söylüyor.Deli gibi sürekli ayıyı mıncırıyorum.Dansını felan yapıyorum kendimce.Çocuk boş boş bana bakıyor.Ebeveynin çocuğuyla arkadaş gibi olması bu olsa gerek :) Bazen korkmuyor değilim; onun büyüyüp benimse hala böyle kalacağımı düşününce biraz tuhaf oluyor insan...Bu video hyun joong ile arama mesafe koymama neden olsa da yer yer sevimli de gelmiyor değil.... :)




Ve ve veeeee Master's Sun sen nelere kadirsin! Bize bunu da izlettin ya :) So Ji Sub hıssıl hıssıl çaaranda dedikçe çocuk gibi dizime yatırıp poposunu poposunu dövesim geldi.40 yaşında ki adama bunu yapmayı düşünmemi sağlayan yönetmen, senarist her neyse işte ona teşekkürü bir borç bilirim :) Teponniiiim saranneyooo :)



Master' Sun için düşünce, dilek ve temennilerimi ayrı başlıkta toplayacağım lakin, daha fazla bekleyemedim ve ayrıntı için bitmesini bekliyorum :)



Tekrar bi vee demem gerekirse o da Lee Min Ho'ya gitsin.Her şeye rağmen seviyorum bu çocuğu.Son dizisi The Heirs yakında başlayacak.Heyecandan daha çok sinirle bekliyorum.Çünkü başrolde pek sevdiğim (!) Park Shin Hye var! Olum başka kız mı kalmadı Kore'de.Sinir kız bu sefer min hocumu ağlarına düşürecek, dayanamam.Kıyamam ben sana Lee Min Hoo :( Bekleyelim bakalım..

Anlaşıldığı gibi koca bir tatilin çoğunu bilgisayar başında geçirmenin dayanılmaz hafifliğini yaşıyorum. Tek yan etkisi, yan ağrılarım oldu.Sağım uyuştukça sola, solum uyuştukça sağa dönerek bütün ağrılarımı bertaraf ettim  :) Asosyal olmak, seni seviyorum!




12 Ocak 2013 Cumartesi

Mim ; Sorular, Sorular, Sorular...

Başardım.Sonunda şeytanın bacağını kırıp, yazmaya başladım! Artık benim bile kendimden ümidi kestiğim bir mimim vardı değil mi?Öncelikle Asiruhdan özür dileyerek başlayayım, çünkü çook geç kaldım.

Efendim, bir dizi soruyla tekrar karşı karşıyayız.Bu sorulu mimler geldikçe aklıma hep ilkokulda ki, anket olayı geliyo.O zamanlar pek popülerdi, özel anket defterleri felan alınır sorular hazırlanırdı.Hazırlanırdı dediğim herkes eş, dost aynı sorular sorulurdu.


Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?

Duygusuz yaşanmaz, ama mantıksız da olmaz değil mi?Tabi ki mantık.

İnsanlar neden mutlu değiller?Neden gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor, şükretmesini bilmiyorlar?

Çünkü bakmasını bilmiyorlar.Bakmak demek, -maalesef ki- her zaman görmek demek değildir.Mutlu değiller, çünkü hep kendinden daha iyi, daha mutlu kişilere, olaylara  konsantre olmuş, onları izliyorlar.Keşke kendinden daha kötü durumda ki kişileri düşünseler, eminim hallerine şükrederler.Çünkü iyinin, malın mülkün, ne bilim paranın sonu yok ki.Evim olsun dersin, ev alısın, zaman geçer keşke villam olsa dersin.İnsanoğlu hep daha iyisini istiyor maalesef.Herkes Sakıp Ağa olmak zorunda değil.Bu ev olayını herşeye uyarlamak mümkün.Şimdi siz neyi kafaya takıyorsa ona uyarlaya bilirsiniz :)

Çok para harcayıp keşke almasaydım ya da harcamasaydım dediğin bir şey var mı ?

Yok.Öyle alışveriş delisi biri değilimdir.Bir şey alıyorsam ihtiyacım var demektir.

Haklı olduğun konuda kendini savunur musun?Yoksa susmak adalet midir dersin?

Şimdi şöyle söyleyim.Gençken, susar tıpkı filmlerdeki gibi biri çıkıp," duruuun aslında Deniz doğru söylüyor.Aslında suç Nalan'nın. " demesini beklerdim.Tecrübe ettikçe anladım ki, sen sustukça haklıyken, daha da haksız oluyorsun.Nasılsa sesi çıkmıyo diye şamar oğlanına dönüyorsun.İşin kötüsü kimse çıkıp da "Deniz'in suçu yok" demiyor.Ben de konuşmaya başladım.Hakkımı savunurum arkadaş!Şimdi Deniz'in suçu ne?   "Domestos değil, beni bu hayat yıprattı" :)

Tok gözlü müsün?Yoksa her şeyim olsun diyenlerden misin?

Bir saattir ne anlatıyorum arkadaş!Tok gözlüyüm işte.Kimsenin malında mülkünde, kariyerinde ne bilim artık hiç bir şeyinde gözüm yoktur.Allah daha çok versin.İnanıyorum böyle düşündükçe hayat sana her şeyi fazlasıyla veriyor.Küçük şeylerle mutlu olabiliyorum ben :) İnanın, ayakkabısını bağlayabileceği günün gelmesi için dua eden insanlar gördüm.Bırakın bunları şükrünüzü bilin.

Tabi demiyorum ki hedefleriniz olmasın.Tabi ki her insanın yetenekleri doğrultusunda bir hedefi olmalı.Sadece çıtayı yavaş yavaş yükseltin diyorum, o kadar.Amaçsız insan yaşayamaz zaten.



Benden bu kadar, paslanmışım zaten.Zorlasam da daha cümle çıkmaz.Tez vakit dönerim inşallah :)









1 Ekim 2012 Pazartesi

Mim ; Sordular, Cevapladık...

Bir mim yazısıyla geri dönmüş bulunmaktayım.İşten, güçten, bolca karmaşadan ötürü blogumun gariban kaldığı şu günlerde, mikalzia sayesinde yeniden şenleniyor.Kendisinin kadrolu mimcisi olmanın haklı gururunu yaşamakla birlikte yazıma başlıyorum efendim.Tekrar teşekkürler mikalzia...

*Kendini seviyor musun?

Yer yer evet, bazen parçalı bulutlu.Kendimi sevebilecek kadar henüz delirmedim.Bazen sınırlarında dolaşıyorum evet, ama henüz tam deliremedim.İşin aslı, ey okuyucu pek de çekilecek çile değilim.En kötüsü bunun farkındayım.İşte fazla mükemmeliyetçi, titiz,kılıkırk yaran,sevimli,kendince anlayışlı biri olmaya çalışırken, bu durum eve gelince yüzseksen derece değişiyor.Dağınık, salaş,sevimsiz,nalet, çekilmez  bir insana dönüşüyorum.İşte bu nokta da hep şunu savunuyorum.Evleneceğiniz kişiyle mutlaka öncesinde beraber yaşayın.Gerçek yüzünü görün.Bakın benim kuzucum şuan başını duvarlara vuruyordur.(Hele bir vursun :))

*Yapmaktan hoşlandığın şeyler?

Kitap okumak,film izlemek,yüzmek.Yıllarca bu sorunun cevabı hep aynı oldu.Merak ediyorum bu kadar yüzme meraklısı milletiz neden doğru düzgün bir derecemiz bile yok?(Derya'cım sözüm kesinlikle sana değil)Aslında bu uzar gider de ben konuyu dağıtmayayım.Ben uyumaya bayılırım.Acayip de güzel uyurum laf aramızda.Kaderin cilvesi bu olsa gerek, insan kendinde olmayanı ister ya hep.Benim de uyuma fırsatım yok.Evde mini mini bir yavrum var ki, hala geceleri annee ule apalım mı?(anne kule yapalım mı?) diye uyanır.Saat gece üçtür ve ben deliririm.İşe giderim sabahın köründen gece bilmem kaça kadar ayaktayımdır- eğer nöbetçiysem- sandalye tepesinde kestirebilirsem ne ala...
Drama takıntımı söylemiyorum bile.Bu arada boş kaldığım zaman ilk iş birşeyler izlemektir.Televizyon nedir unutanlardanım mesela.Derlerdi de inanmazdım.En son öyle bir geçer zaman ki'nin ilk sezonun son bölümünü izlemiştim, düşünün o kadar...Bir de güzel havalarda sahile inmek balık ekmek olayları güzel olur.Severim.

*Hedeflerin nelerdir?

Aslında bundan "doğum sancısı" yazımda bahsetmiştim.Şimdi de düşündüm de ne boş adammışım.Doğru düzgün işte bu  dediğim bir hedefim yok.Hayattan fazla beklentim yok sanırsam.Ezelden beri hırslı bir insan olamadım, kahretsin.Ne bilim sıcacık bir yuvam, evim ,arabam, işim kabarık bir banka hesabım var daha ne olsun?Daha ne isteyim hayattan?Nankörlük de etmiyim dimi :)

*Kendini bir cümleyle anlatır mısın?

Anlatılmaz yaşanırım :) Bu olay baya sardı.Kendim çalıp kendim oynuyorum hee ne ala..

*Nefret ettiğin şeyler nelerdir?

Öhööm bir sevgi pıtırcığı olarak kendimi zorluyorum(yalan).Yüzüme "canııım ne kadar da iyi yaptın, ben de olsam öyle yapardım" deyip arkadan "duydun mu Deniz de şöyle yapmış aaaa" diyenlerden."Canım arkandayız seni destekliyoruz "deyip de daha ilk tökezlemede kıçına tekmeyi basanlardan.İşyeri entrikalarından ve yalakalıklarından.Dolmuşta sırtında ufak çaplı bir delik açıp " şu parayı uzatsana" diyen yaratıklardan.

*Favori filmlerin, şarkıların, kitapların...

Bütün klasikler favorimdir.Özellikle Rus edebiyatına bayılırım.Rus kültürü hep ilgimi çekmiştir.Klasikleri okuyup da etkilenmeyen yoktur herhalde.Bir arkadaşım Ukrayna'da çalışıyordu.Şirketin çaycısı kadın sabah işlerini hallettikten sonra açıp kitabını okuyormuş.Her gün... Bizim DNA'mız da okumah yooooh! :)
 Virginia Woolf'a bayılırım bir de.Kitabı bitirene kadar kurdeşenler döküp, hipnoz tehlikesine girsem de inatla okuyorum işte.Özellikle "Dalgalar" cümle cümle işlenmiş, muhteşem.
Film olarak zeka ürünü senaryoları severim.Sonunda dumur olduğum.Yuh be bu da yazılır mıydı dediğimiz cinsden.
Müzik olayına gelince; öff yaa eski kafalıyım ben.Galatadan at beni, in Haliç'e tut beni tarzı yeni şarkıları sevmiyorum.Klasik dinlerim, ruhumu da dinlendiririm.O kadar!!Bak yazınca anladım hakikatten çekilecek çile değilmişim.Klasik müzik, klasik romanlar... o_O

*İlham aldığın kişiler...

Şart mı yazmak.Ne bilim hiç kimse.Belki de ilhamım olmadığı için doğru dürüst bir hedefim yok.Mahalle manavı Rüstem amca.Hergün özenle meyveleri, sebzeleri tezgaha dizer.Akşama kaldırır.Çekilecek çile değil valla.Gıpta ediyorum adama.Sabrını ilham alıyorum...

*Death Note'u bulsaydın ne yapardın?

Hiç.Yazacak bir ismim yok.İsmi yazdıktan sonra vicdan azabından kahrolurum yahu.Yazılanla da ölünmüyor ki :D Ama durun!  Ayıp olmasın asrın fırsatı elime geçti.Hıncal Uluç(zaten pek vakti kalmamıştır),Ahmet Çakar(yeri çabuk dolar) yazdım gitti.

Bir mimin daha sonuna geldiğim şu dakikalarda huzurlarınızdan ayrılıyorum.Kimsecikleri de mimlemiyorum .İçiniz rahat olsun.İsteyen yazsın.

1 Temmuz 2012 Pazar

Doğum Sancısı...



Temmuzun bu ilk ve sıcak gününe uyandığım şu zamanlarda her daim tuhaf hissederim.İnsanın kendi doğum gününün sadece sıradan bir gün olduğunu bilmesi, gerçekten de acı! Oysa ki çocukluğum da hiç de öyle değildi.Bütün dünya doğum günümü kutlar zannederdim.Hep bir neşe, hep bir mutluluk vardı.

Gelin görün ki zaman ve yaş ilerledikçe insan anlıyor işte.Dünya sana diyor ki :"Doğduysan doğdun canım, inan hiç umurumda değil!" Gerçekler yüzüne bir tokat gibi çarpıyor.Sonuçta dünyayı kurtarmadım.Amerikayı keşfetmedim.Ampulü bulmadım.Dünya neden doğum günün kutlasın ki?Şunun şurasında elimde kalan son yirmili yaşlarımın tadına varırcasına yaşamak ve dünyaya canın cehenneme demek istiyorum.


Yeni yaşımda ki hedeflerim;

*Tatile çıkmak, mümkünse Ayvalık dışında bir yer artık.

*Bir çocuk kitabı yazmak, bu yeteneksizlikle çocuklara da yazık ama bunu ciddi ciddi düşünüyorum

*Yemek kursuna gitmek.Yeni cafe açan bir arkadaşımla beraber gerçekleştirdiğimiz plan doğrultusunda kısmetse bu kış yemek kursuna gitmeyi planlıyorum.Yeni tariflerimizi Cafe'de görücüye çıkarır, müşterilerin bütün sağlık masraflarının müessese tarafından karşılanacağını bildiririz.

* Yetenek Sizsiniz'de jüri üyesi olmak.Hülya Avşar kadar müzik bilgim ve Sergen'den daha iyi bir konuşma kabiliyetim olduğu kesin.Neden olmasın?


O olmadı,Survivor 'a katılıp , 48 kiloya düşmek.Diyetisyen diyetisyen dolaşıp, varlık içinde yokluk çekmeye ne gerek var.Issız adaya git yoklukta zayıfla.Amerika senin, İtalya benim gez.Attığın dünya turu da hediyesi.


   Hayal kurmak güzeldir.Annemin meşhur bir sözü vardır : "Umut, yağlı yemekten iyidir."




     Bu arada unutmadan, herkesin kabotaj bayramı kutlu olsun :)

21 Mayıs 2012 Pazartesi

İçimden Geldi...






Yeni , bembeyaz kocaman bir sayfa açtım önüme.Silmeden, karalamadan yazmak için.Bilinmez ki hayat hep karalama, düzeltme, yeni sayfalar yaratmak benim için, bir de umutlar.Ben nasıl yaparım, nasıl yazarım ki?Omuzlarımda hikarunun yükü, önümde laptopum, ooy bu mim işi zor iki gözüm......... :)

Derin bir nefes çektim ciğerlerime, ne yazsam diye düşünürken.Öyle eften püften bişi yazmıyım dedim.Kuru kalabalık, laf olsun diye olmasın da, sanki de öyle olacak gibi.Korktuğu geliyor başına insanın ya hep.

Bugün öyle boş boş evde takılmaya karar verdim.Birazcık kafamı dinliyim. Dinliyim dinlemesine de nasıl? Aklımda yapacağım işler, beynimi kemiriyor; sözde ben evde kafamı dinliyorum.Dinlenmesem daha iyi.Hani bir işle uğraşsam, zihnim biraz dağılır diye düşündüm.Ben de kalktım bu yazıyı yazayım dedim.Bunu yazana kadar iki satır bir şeyler okusam daha hayırlı benim için ama canım bunu yapmak istedi.Kaç zamandır aklımda yazacağım.Açıyorum bilgisayarı, yazayım diye oturuyorum.Olmuyor kalkıyorum.İlham gelmiyor galiba :)

Kafam karışık bu aralar.Daha çok yorgun mu demeliyim bilemedim şimdi.Sürekli koşuşturma yoruyor insanı.Hep bir yerlere yetişme telaşı, sorumluluk...Özlüyorum.Çocukluğumu, okul yıllarımı... Dünyanın en iyi mesleği öğrencilik.Kıymetini bilmeyen varsa silkinip kendine gelsin.Şimdi düşününce ne boş dertlerim vardı o zamanlar, adına dert bile denmeyecek.Sonra diyorum ki hayat hep aynı döngü, bundan on yıl sonra da durup düşününce, şimdi ki dertlerim komik gelecek bana.Ne diye durup kendimi hırpalayım.Bir daha ne zaman bu  yaşımda olacağım.Yaşlandığımda da, keşke genç olsam diyeceğim.Tıpkı şimdi yaptığım gibi.Hayatın tadını çıkartmalıyım, doya doya yaşamalıyım diyorum.Ben diyorum, diyorum da hayat beni bırakmıyor ki kardeşim!Azcık ipin ucunu kaçırsam , yine ben toparlayacağım için.Şimdilik sadece bilinçli bir şekilde, gayet farkında olarak gençliğimi harcıyorum :)
Böyle dedim de aklıma Cemel Süreya geldi;

 Yürüyor muyduk,
 Yoksa bir doğa parçasının altını mı çizdiriyorlardı bize

 Ellerimizde küçük kağıt kutular
 Yüzlerimiz asılsız.

 ...

 Bir yere geldik ki
 Güneş, heey!
 Ay, ayyyyy!

Biraz bölük pörçük oldu ama aklımda kalan... :) Ben Güneş kısmını geçtim, Ay'dayım.

Bu benim mim biraz iç dökmek gibi oldu.Tam Güzin ablalık :) Ama aklıma gelen yazılmaycak mıydı?Buyrun, şuan itibariyle aklıma gelenler bunlar.Daha da uzardı belki ama çoook uykusuzum.Ben iyice abarttım bu olayı hala aklıma geleni yazıyorum :) Neyse efendim uzun lafın kısası mikalzia gelecek ay ki mim konun benden.Hadi yine iyisin :)