22 Ocak 2013 Salı

I Miss You



Bir diziyi daha eritmiş, yemiş yutmuş bulunmaktayız.Ne yapalım tüketici toplumuz işte.123456789 bölümlük yaprak dökümünün yanında, 21 bölümlük dizi çerez kalıyor, haliyle biz de daha bir şevkle tüketiyoruz.Neyse bu saçma girişten sonra daha da fazla sapıtmadan konuya gireyim.

Şimdi elimizde bir adet genç aşık çift var ki,  olaylar silsilesiyle aralarına ayrılık girmiş.Hatta kızı öldü bilmişler.Ama delikanlı "yok, hayır o ölmedi" diyip 14 yıl onu aramış, gelmesini beklemiş.Olma mıı ? Oldu da bitti bile, naber?Siz de aşk yaşıyorum falan mı zannettiniz, piiiiiiiiiii.Aşkın alası burda.Tamam biraz saçma anlattım ama çocuğun haklı nedenleri de yok değildi yani.Ama 14 yıl be oğlum, yuh yani!Ara da bir gözü mahreme kaymaz mı insanın.İşte kaymadı mı kaymıyor ne yapalım.




Yoochuncum saolsun yine döktürmüş.14 yıl sevdiği kızı arayan "çılgın tavşan" lakaplı polis memuru işini iyi kıvırdı.Bu korelilerin lakap meselesini anlayamamışımdır ya, o da ayrı bir konu. Çılgın tavşan da ne kardeşim ? Hızlı,  atik demek istiyorsan çıta falan de bari.En azından heybetli olur dimi :) Ama malum o da pek sevimli değil.Ordan kaybediyor(yine olayı baya bi saptırdım,geri dönelim.Öhööööm).Han jung  Woo Karakteri(Yoochun) bana biraz çizgifilm karakterleri gibi geldi.Her kazadan sağlam kurtulur, hiç yara almaz, elinden her iş gelir ve hiç büyümez.Sürekli çocukluğuna takılı kalmış bir karakterdi.14 yıl boyunca bir insanın hal hareket, tavırların da hiç değişme olmaz mı?



Eun Hye ise uzun zamandır izlememiştim.Ama görüyorum ki kız da aman aman bir gelişme yok.Aynı boş bakış, köfte dudaklar.Bence korenin en güzel kızlarından da, ne bilim daha iyi bir oyunculuk görebilirdik gibi geldi bana.Mesela son bölümde kaçırılıp, tecavüze uğradın yere götürülüyorsun be kardeşim.Tamam şimdi kopacak diyorum, salak salak iki çığlık, tamam bitti.Çok vasat geçti o kısmı bence.Ama kızı sevdiğimden tolere edecem artık :) Kesin şimdi ödülleri toplamıştır diye bir bakayım dedim.Popülerlik ödülü falan almış zaten.Len ben de dizide oynasaydım ben de popüler olurdum.Rol için zaten en başında Son Ye Jin ile görüşülmüş, ama olmamış.O oynasa daha iyi olabilirmiş belki.Oyunculuk isteyen bir roldü çünkü.








Şimdi gençlerin çocukluğuna inecek olursak (Psikoterapi gibi oldu).Orası ayrı bir yıkım benim için.Yıkım derken pozitif bişey yani, ben izlerken yıkıldım da o bakımdan :) Bu çocuklar, bu yaşlarında abi-ablalarına "İşte oyunculuk budur" mesajı veriyorlar ki, sonuna kadar da haklılar.Ben bu ikiliyi ayakta alkışlarım arkadaş.Kim So Hyun'u daha önce Rooftop Prince ve Ma Boy da izleyip pek beğenmiştim zaten.Ama Yeo Jin Goo ilk kez izlediğim bir oyuncu.Beni çok şaşırttı, böyle bir performans beklemiyordum doğrusu..





Zurnanın zort dediği yer ise işte tam burası ; Harry ! Ah Harry senin tanrı olduğun zamanları bilirim( bknz Arang).Ama sen de gördün ki, keramet dünyadaymış.Oyunculuk süper, çocuk süper.Bu dizide ortalığı yakıp geçmiş resmen.Azcık da erken doğsaymış daha da süper olurmuş ya neyse(Yasal Uyarı: Yazar burada tamamen sapıtmıştır, lütfen dikkate almayınız).







                                                                       ****

*Dizinin ilk üç bölümüne bayılacağınızı garanti ederim.Zira dramaların bütün romantik temaları işlenmiş; lise yılları, yağmur, şemsiye,ilk aşk.Ama adettendir ya, diziye özel birşeyler olacak.O da benim yıllardır kullandığım, ama patentini almayı ihmal etmiş olduğum bir şey;  mandaldan toka yapmak!Gayet sevimli, bir o kadar da gereksiz bir ayrıntıydı.Zaten 14 yıl bir sarı şemsiyeyle dolaşıyorsun, bir de saçına mandal takmayıver.O eksik kalsın be çocuğum.


*Bir de tecavüz olayı vardı ki, ben mahvoldum o sahnede.Nasıl desem, oyunculuk da iyi olunca insanın  ürpermemesi imkansız.Çocuğun yüzünde ki o acı, çaresiz ifade, kızın haykırışları.Sonra da şerefsiz Jong Woo'un kaçması.Kızın yüzünden tecavüzden çok, bu terkedilişin verdiği acıyı okumamak imkansızdı.İşin özü, mükemmel bir sahneydi.Gözyaşları içinde Jong Woo'ya saydırmam ise görülmeye değerdi.



*Jong Woo yaptığı eşeklikten sonra, kendini seyirciye sevdirecek ya atmadığı takla kalmadı.Karun kadar zengin babasını terketti , kızın annesiyle orta direk bir yaşam sürdü, kızı bulurum umuduyla polis oldu,tekrar hatırlatma da fayda var ki, aradığı kız resmen bir ölüydü! Her gün bıkmadan usanmadan anılarını tek tek hatırladı, sürekli kendini 15 yaşında ki Lee So Yeon fotosuyla avuttu.Etrafında ki herkese iyi davrandı.Aşırı mükemmeldi.Bir an artık yeteeer  diyecektim, durun durdurun şu adamı.Bu kadar da abartılmaz be kardeşim.Biraz cılkını çıkartmışlar.

*Ama neyi sevdim.Mükemmel ötesi Yoochun'unumuz berbat sesli bir adamdı ve sarhoş olunca sürekli karaokeye gitmek istiyordu.Gerçekte şarkıcı olduğu düşünülürse hakikaten ironik ! : ) :)

*Her şey iyiydi de, çok açık ve netti.Hiç bir gizem yoktu dizide.Adamlar kendilerini parçalıyor, olayları çözmeye çalışıyor ama biz her şeyi biliyor, bilgisayar başında çekirdek çıtlıyoruz.Sevmiyorum böyle senaryoları ben.Azcık gizem olsaymış işin içinde, biz de karakterlerle beraber çözseydik olayları daha iyiydi.Örneğin kaç bölüm ölen dedektifin katili büyük gizemdi, biz kim olduğunu biliyorduk ya, işte o ve benzeri durumlar sıktı beni.

*Harry, canım ben yalnız sana , tek sana üzüldüm.Bütün yaptıklarına rağmen mutluluk senin de hakkındı.Böyle bir sonu hiç hak etmedin.Lee Soo Yeon'nu kurtardın yurt dışlarında okuttun, adam ettin.Seul de kalsa ne olacaktı? Jong Woo'la kalsa her yıl bir çocuk doğuracak, evinin kadını çocuklarının anası olacak, kocasına saçını süpürge edecekti.Fena mı oldu eli ekmek tuttu?Kıymeti anlaşıldı.Yanlız bu kadar olur Harry'i iyi gösterecem ya :)

*Böyle acılarla dolu bir dizinin,  mutlu sonla bitmesi çok güzel oldu.20 bölüm içimiz şişti, bir bölümlük  mutlululuk bizim de hakkımızdı.Şöyle en ağırından dram izlemek istiyorsanız, izleyin derim.Yalnız, ilk üç bölümü izleyip korkmayın.Aynı dozdan, damardan ilerlemiyor yani.Yoksa ona can dayanmazdı, korkmayın.İzleyin, izlettirin .









can çıkar, huy çıkmaz



**Şu fotolar yüzünden  bir yaş yaşlandım yeminle.Yüz bin kere tövbe eder, yine şarap içerim         kardeşim.Akıllanmadı mı akıllanmıyor insan.  

12 Ocak 2013 Cumartesi

Mim ; Sorular, Sorular, Sorular...

Başardım.Sonunda şeytanın bacağını kırıp, yazmaya başladım! Artık benim bile kendimden ümidi kestiğim bir mimim vardı değil mi?Öncelikle Asiruhdan özür dileyerek başlayayım, çünkü çook geç kaldım.

Efendim, bir dizi soruyla tekrar karşı karşıyayız.Bu sorulu mimler geldikçe aklıma hep ilkokulda ki, anket olayı geliyo.O zamanlar pek popülerdi, özel anket defterleri felan alınır sorular hazırlanırdı.Hazırlanırdı dediğim herkes eş, dost aynı sorular sorulurdu.


Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?

Duygusuz yaşanmaz, ama mantıksız da olmaz değil mi?Tabi ki mantık.

İnsanlar neden mutlu değiller?Neden gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor, şükretmesini bilmiyorlar?

Çünkü bakmasını bilmiyorlar.Bakmak demek, -maalesef ki- her zaman görmek demek değildir.Mutlu değiller, çünkü hep kendinden daha iyi, daha mutlu kişilere, olaylara  konsantre olmuş, onları izliyorlar.Keşke kendinden daha kötü durumda ki kişileri düşünseler, eminim hallerine şükrederler.Çünkü iyinin, malın mülkün, ne bilim paranın sonu yok ki.Evim olsun dersin, ev alısın, zaman geçer keşke villam olsa dersin.İnsanoğlu hep daha iyisini istiyor maalesef.Herkes Sakıp Ağa olmak zorunda değil.Bu ev olayını herşeye uyarlamak mümkün.Şimdi siz neyi kafaya takıyorsa ona uyarlaya bilirsiniz :)

Çok para harcayıp keşke almasaydım ya da harcamasaydım dediğin bir şey var mı ?

Yok.Öyle alışveriş delisi biri değilimdir.Bir şey alıyorsam ihtiyacım var demektir.

Haklı olduğun konuda kendini savunur musun?Yoksa susmak adalet midir dersin?

Şimdi şöyle söyleyim.Gençken, susar tıpkı filmlerdeki gibi biri çıkıp," duruuun aslında Deniz doğru söylüyor.Aslında suç Nalan'nın. " demesini beklerdim.Tecrübe ettikçe anladım ki, sen sustukça haklıyken, daha da haksız oluyorsun.Nasılsa sesi çıkmıyo diye şamar oğlanına dönüyorsun.İşin kötüsü kimse çıkıp da "Deniz'in suçu yok" demiyor.Ben de konuşmaya başladım.Hakkımı savunurum arkadaş!Şimdi Deniz'in suçu ne?   "Domestos değil, beni bu hayat yıprattı" :)

Tok gözlü müsün?Yoksa her şeyim olsun diyenlerden misin?

Bir saattir ne anlatıyorum arkadaş!Tok gözlüyüm işte.Kimsenin malında mülkünde, kariyerinde ne bilim artık hiç bir şeyinde gözüm yoktur.Allah daha çok versin.İnanıyorum böyle düşündükçe hayat sana her şeyi fazlasıyla veriyor.Küçük şeylerle mutlu olabiliyorum ben :) İnanın, ayakkabısını bağlayabileceği günün gelmesi için dua eden insanlar gördüm.Bırakın bunları şükrünüzü bilin.

Tabi demiyorum ki hedefleriniz olmasın.Tabi ki her insanın yetenekleri doğrultusunda bir hedefi olmalı.Sadece çıtayı yavaş yavaş yükseltin diyorum, o kadar.Amaçsız insan yaşayamaz zaten.



Benden bu kadar, paslanmışım zaten.Zorlasam da daha cümle çıkmaz.Tez vakit dönerim inşallah :)









9 Aralık 2012 Pazar

Mimlerin Gücü Adına!





Farkındayım, baya boşladım buraları,kendi alemimde tıpkı böyle gezinmekteyim :) Ama mim yazısı olsa bile yeniden dönüşümü kutluyorum efem :)

Hikaru'nun mimiyle başlıyayım ben en iyisi, diğeri daha bi zor geldi bana nedense.

Çantamdaki 5 şey

Öhöm höm höm höm(efektli bir giriş olsun).Zannediyor musunuz ki sadece 5 şeyle sınırlanabilir.Asla! Şimdi, ufak tefek makyaj malzemelerinin içinde bulunduğu minicik bir çantacık.(Çanta, çantacık  doğurdu!)Makyaj fazla yapmam ama makyaj malzemesiz de dolaşmam.Dostlar alışverişte görsün hesabı. Bir adet kitap (sosyal psikoloji) , cep telefonum,anahtarlar, ıslak mendil, bebek bezi ( ne olur ne olmaz) ,tabiki de cüzdan, bolca not kağıdı(yapmam gerekenleri not alırım da, malum unutur oldum yaşlılık işte), kalem, kalem, kalem,heeyyyt kaç etti? çanta çatlayacak vallahi.

Odamda ki 5 favori şey

Hikarucum ellerin dert görmesin.Sana katılıyor ve evim de ki 5 şeye geçiyorum.Ben de foto koymak isterdim ama maalesef tembel insanım vesselam.

* Antrede ki puf ! eve girince öyle güzel görünüyo ki, "rahatım ben rahatım, gel ben de otur" diyor resmen.Bu yüzden olsa gerek eve girer girmez oğlum mutlaka üzerine uzanır, ben de yanına sıvışır otururum. Seviyorum pufumu :)

*Bir de balkonumu seviyorum.Yazın çok güzel olur, koltukta yan gelip yatmak.Akşamları çay muhabbetleri.Ooo yaz gelse yine özledim hemen.

*Bütün mutfak aletleri.Evimin gözdeleri olur kendileri.Aklınıza gelebilecek her çeşit bıçak, servis kaşıkları falan favorimdir.Tabak çanak olayına girmiyorum.Kısaca mutfağa dair herşey  favorimdir diyebiliriz.

Bu ay yapmayı planladığım 5 şey

İstanbul'a gitmek.Seminer var da o bakımdan yani.İstanbul'a gideceğime sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.Doğru düzgün gezemeyecem zannımca, bol bol baş ağrısı çekerim artık.Ama bir günü kendime ayırmak planlarım dahilinde, görecez artık. Hee bir de, tiyatroya gitmeyi düşünüyorum, ihmal ettim bu aralar.

Almak istediğin 5 şey

Oy oy oyyy.Bolca kıyafet var hedefimde, doymadım doyamıyorum.Bir adet bot, bir de mause alsam iyi olacak galiba.Bozuldu da, şuan çektiğim çileyi anlatamam size.Fırlatacam şimdi laptopu!!!

Seni mimleyen kişiden etkilendiğin 5 şey

Zeki, çevik, ahlaklı, ayrıca  hemşerim olur kendileri.Kendini hiç görmemiş olsam da, bağrıma basasım var. 40 yıllık tanıdık gibi hissettiriyor.Bu alemde ki - bildiğim-  tek akranım olur kendisi :)

                                                               
                                                                             *****

Veee bir de ortadoğu ve balkanların en iyi izleyicisi, tavsiyelerine gözüm kapalı uyduğum, zevkine sonsuz güvenim olan Mikalzia da beni mimlemiş(Sanırım ben hala 5 şeyin son  sorusuna takılı kaldım :)) İnanın bu mimmi kafamdan atamıyorum.Bir şey duyuyorum bunu yazsam diyorum.Gün içinde aklıma korece kelimeler felan geliyor o kadar yani.Çok riskli bir mim bu yahu.Sonuçta duyduğumu yazacam.Lokum derken b**um deme olasılığı %90, en azından kendi adıma yani :)

Saranni-seviyorum demek zannımca.Öyle çözümleyebildim yada.En kolayı da bu galiba.

Balli-çabuk anlamında, ben de çok seviyorum.Hatta bazen günlük hayatta kullanır oldum.

Şiro- İstemiyorum. Aslında söyleyiş tarzları hoşuma gidiyo.Kimin neyi istediği, istemediği umrumda değil.

Anyon- merhabanın özeti.Gençler daha çok kullanıyo.Kulağa çok hoş geliyo.

Biyanne-Üzgünüm. Ama ben hakikaten üzgünüm.

Bir sürü kelime var aslında ama yazıpta Koreceyi katletmek istemiyorum.Ve traslate Allah belanı versin.Senden azcık kopya çekeyim dedim.Elime yüzüme bulaştırdım.Ya ben başka bir Korece dinliyorum dramalarda, filmlerde felan, ya da sen başka bir Koreeceden bahsediyosun çözemedim.

Vee Hikaru bu mimi senin başına musallat ediyorum.Kaçamazsın, yazmazsam ölümü gör bak(!)Vee vee  blogundan daha fazla ayrı kalamayan, buna da pek bi memnun olduğum mydestiny, yazmamışsındır herhalde :)Kan ter içinde kaldım vallahi, bu nedir allasen  Kore işkencesi de bu olsa gerek :)

                                                                   


19 Kasım 2012 Pazartesi

Nice Guy






İsim iyi hoş da, bence yetersiz.Sucker Guy desek daha iyi :)Bir insan evladı ancak bu kadar iyi niyetli, kendini  kemiren, yok eden  bir cins olur.Aşkı uğruna hapislerde çürüyen, gidip intikam için yaklaştığı kadına aşık olan, hasta kardeşi için jigololuk yapan bir cins, cins diyorum bu kadar çok şey görüp geçiren artık insan olamaz.Artık o ayrı bir tür!

Öyküsü intikam üzerine kurulmuş, buram buram dram kokan bir dizi.İlk başlarda bana biraz Misa tadı verdi.Çünkü elimizde bir adet "hasta" kardeş, beyninde her an ölümüne neden olabilecek "sızıntı şeklinde kanama" mevcut, ve tabi iyi bir İNTİKAM nedeni.Da da daaa daaaaaaaan...Hiç şaşırmamak gerekiyor  çünkü iki dizinin de senaryosunu aynı kişi kaleme almış; Lee Kyen Hee.

Öğrencilik yıllarında sevdiği kadın uğruna, onun işlediği cinayeti üstlenen, haliyle mapushane çıkışı kendini bekleyen bir sevgili beklentisiyle özgürlüğüne kavuşan, ama acı gerçekle yüzleşince mahvolan bir gencin öyküsü.Peki o acı gerçek neydi?Sevdiği kadının çoktan zengin bir koca bulup evlendiği, bir de çocuğu olduğu.Zurnanın zort dediği yer de burası, bu noktadan sonra intikam olayı başlıyor.





Seo Eun Gi şımarık zengin kızı, zeki çevik ahlaklı.Babasını zalim kadın Han Jae Hae'den kurtarmaya çalışan kendi halinde bir kızken Kang Maru'nun hayatına girmesiyle tökezliyor.Ve kendine insan diyen, azcık hormon sahibi her insan evladının başına gelebileceği şekilde Maru'ya aşık oluyor.Canım, aslında eli mahkum, gel de aşık olma :DKendisi baya asabi bir kızken, hafızasını kaybedince tam bir sevgi pıtırcığına dönüşüyor.Sevdim bu kızı.


                           

Maruu, evladım sen ne şanslı bir DNA'ya sahipsin böyle.Özene bözene yaratılmış şanslı şey.Canım benim, sen ne kadar ağır abi olmaya çalışsan da, arada bir Kenan İmirzalioğlu'na bağlamaya çabalasan da herkes haddini bilecek değil mi?O bebek yüzüne hiç yakışmıyor bu tripler.Sen suratını asdıkça yanaklarını mıncırmak geliyo içimden(Hikaruivy'in izniyle tabi haddimi bilirim ben :)).İşin özü bu role gitmemişsin.O bebeto imajından sıyrılmak için kendini paralıyor adam ama nafile.Şöyle en hasından bir romantik komedi çekse de doya doya izlesek.



Maru'nun hasta kız kardeşi, coco mu? poko mu? herneyse.Ne gıcık bir tipsin ya, dizi boyunca öldün ölecen ne hastalığıysa bu turp gibi geziniyosun ortalıklarda(sanırım epilepsi).Canın sıkıldıkça hop bayıl.Zora düştükçe abi gitmeeee de hastanelik ol.Çözemedim seni.Bir de abinin kazulet arkadaşına aşık oldun.Hastasın falan ama  aşk olayları son gaz devam.Çek çileni işte.Senin yüzünden Marucum kötü yola düştü, el masalarında meze oldu :)Düşüncesiz kötü şey...



Allahııım ben bu kadını ezelden beri sevmem,o da beni sevmez :) My Girl'den beri sinir olurum kendisine.O koca küpeleriyle tenis oynadıkça, gülme krizine girerdim.Neyse konuya geri dönelim.Para uğruna sevdiğin adamın hayatını mahvettin anladık, gittin zengin ama bir ayağı  mezarda adamla evlendin anladık, üstüne bir de çocuk yaptın hadi onu da sindirdik.Ama tekrar Maru'yu geri istemen biraz fazla olmadı mı?Valla saçı başı yolunacak kadınsın vesselam.O titrek dudaklarından çıkan her kelime kulağımı tırmaladı.Dizi de ayartmadığın adam kalmadı.Tüüüh kötü kadın seni.... (Çok fena kaptırdım kendimi 40 güne gitmez kadıncaz:))

Aslında aman aman bir drama yoktu, yani vasat bi dramada bunun yarısı oluyo zaten.Dram olması için şöyle böğüre böğüre ağlatması lazım beni.Benim için gerçek dram o.Bu biraz çerez kaldı, cık dişime göre değildi anlayacağınız.Ama içimi karartmadı mı?Tabi ki kararttı.Çekim tarzı, kasvetli havası, herkesde ki beş karış surat.Beş dakika da bir kelime konuşabilme başarısı.Kızın hafızasının geri geldi gelecek beklentileri,Boş boş bakışlamalar, bir bölüm -60 dk- da bir arpa boyu yol alınamaması içimi baydı.Dramdan çok bunlar boğdu beni.Şöyle ağız tadıyla çocuğun başına gelenlere üzülemedim.

Son bölüm gayet güzel olmuştu bence.Azcık Kore camiasına aşina olan her Türk gibi telli duvaklı bir gelin, birbirine koşan aşık çift felan beklentim yoktu.O yüzden büyük hayallere kapılmayın şimdiden söyleyim.Maru'nun 19 bölümde gerçekleşemeyen, "sızıntı şeklinde kanama"dan, "büyük bir kanama"ya dönüşen   "ölümcül hastalık" tedavisi, yani ameliyatı gerçekleşti.Kurduğum cümleden dolayı kendimle gurur duydum hee, ne dedim ben de anlamdım ya neyse, öyle işte...Ameliyatta hafızasını kaybetme fikrini sevdim."7 yıl sonra" durumlarına zaten alışığız.Saça biraz dalga verdin mi tak diye 7 yıl geçiyor yani.Kimse bir dirhem yaşlanmıyor.Herşeye rağmen dizide en sevdiğim kısım son bölüm oldu :) Bu kadarcık işte. Ay bee çok neşeliyim, biraz karamsar olayım demek isteyen varsa izlesin :)Var mı len gerçekten öyle biri?








7 Kasım 2012 Çarşamba

Sevgili Günlük




İşten çıkmış, gece karanlığında otoparka doğru süzülürken, bir taraftan kış saati uygulamasına saydırıp, diğer taraftan marketten alacaklarımı liste yapmaya çalışıyordum zihnimde.Tam, yumurta ile yoğurt arasına sıkışmış bir ses çaldı kulağıma...

....
-"Ay çok tatlılar"

Ne diyor ya bunlar kimmiş tatlı olan ?

-"Ay Lee Min Ho diye biri var.Ona bayılıyorum."



Nayııııırrr , nolamaaazz.Kim benim Le Min Ho'mu, Kore'mi sevme cesaretinde bulunur.İşin enteresan tarafı Le Min Hoo'yu severim tamam da, öyle fanı falan değilimdir.O an Suk' a bayılıyorum deseler, onu da kıskanırdım eminim :)Daha önce kanlı canlı bir Koreseverle karşılaşmamış olmam beni bu noktaya sürükledi sanırım :)

Bir hışımla arkamı döndüm.Bakayım kim şu cadoloz diye

-"Aaa Deniz abla iyi akşamlar"

o_O

 Öyle böyle değil fena oldum dostlar.Kızlar staja gelen öğrenciler çıktı iyi mi?Nerden ablanız oluyorum len ben siziiiin, nasıl Min Ho'ya sarkarsınız diye haykırmak istedim.Peki ağzımdan ne çıktı?

-"Nereye gidiyorsunuz? Bırakayım sizi."