8 Mart 2013 Cuma

Flower Boy Next Door



Evini dünyası haline getirip dışarı adımını atmayan bir kız ve komşuları arasında geçen sıcak bir hikaye.Kızın sıcak olduğu felan yok tabi, asıl sıcak olan komşular :)
Dizi de bi F4 daha yaratma çabası söz konusu olsa da aman aman bi 4'lü bulunamamış maalesef.Bu dörtlü biraz toplama olmuş.Ek kontenjandan 5'e çıkarmaya çabalasalar da cık :)


Park Shin Hye kendi halinde evinden çıkmayan bir editörü canlandırıyor.Hayat ona çok acımasız davranmış, o da kendini eve hapsetmiş.Bu  "acımasız davranma" kısmına daha sonra tekrar değineceğim.Ama bu kız da da nasıl bir aura varsa artık; You Are Beautiful da kendisine hep beraber gıcık olmuştuk.Kendisini pek güzel bulmam, vasat bir kız bence.Malum dizide de gökte uçan erkek karga bilem aşık olmuştu kıza.Burda da aynı durum söz konusu.Yalnız 401 numara 10 kaplan gücün de olduğundan artık dur diyorum kendisine.






Yoon Shi Yoon nam-ı değer Enrique beni koreli sevimli erkek tipinden resmen soğuttu.Onu öyle ağzı burnu büzüşmüş, salak salak şebeklikler yaparken gördükçe midem kalktı resmen.Bir kere hiiç uyumlu bir çift olmadılar Go Dok Mi(Park Shin Hye)'le.Şu tipe bak ya, kız gitti buna aşık oldu resmen peh!









Bu kadar laftan sonra tabi ki tahmin etmişsinizdir gözdemi :)  Kim Ji Hoon nam-ı değer 401 numara.Kendisin en iyi ikinci erkekler top listemde I Need Romance 2012'de ki Kim Ji Suk'u tahtından iki numaraya indirip, birincilik koltuğuna oturdu.(Kusura bakma Kim ji Suk'cum, Kim ji Hoon tam 3 yıl kıza aşık, söyleyemeden beklemiş.Tabi ki o hak ediyor)Nedir bu Kim'lerin başına gelen? Bu Kore stili senaryolara sinir olmaya başladım, hep iyi erkekler reddediliyor yahu!







Ama dizide ki diğer bir gözdem tabi ki webtoon editörü Kim Seul Gi.Bu kıza bayıldım.Onu izlerken kendimi gördüm sanırım.Sürekli çalışan,bağırarak konuşan, iş yerinde yemek yiyen, sandalyesinde uyuyan bi tip.Sanırım bir evi yoktu :D Gözlerinin altında ki mor halkalarsa onu daha bi sevmeme neden oldu.Çok komik bir tipti.Hele Kim Ji Hoon'un onu yalnızlıktan kurtarmak için verdiği tüyolar, kızcağızın da not alması koptuğum andı.Neydi o maddeler;

1- Alçak sesle konuş ki insanlar sesini duyabilmek için sana yaklaşabilsin
2-Saçını yıka ki çok dağınık görünme, insanlar sana yaklaşınca çiçek gibi güzel kokarsın!
3-Üçüncü var mıydı emin değilim...Ben yaşlı bir kadınım bu kadarının bile aklımda kalması mucize.


Ne demek istediğimi pekiştirmek için buyrun efem.Bu video herşeyi anlatacaktır sanırım



Aaa bir de Enrigue'nin ilk aşkından bahsetmeden geçemeyeceğim.Aman aman bir rol değildi.Her zaman ki yapışkan kız tipiydi ama çok güzel bir kızdı yahu.İlk kez izledim ve umarım yakında bir başrolü olur  da doya doya izleriz.


   
  Ama ama  ama ne olmadı?


  • Kore de şu abartma olayı var ya ne olacak bilmiyorum.Enrique ilk oyununu 10 yaşında yazmış, çok zeki yakışıklı mükemmel biri .Bööğğğğğğ midem kalktı.Bıktık artık bu başrollerden.
  • 401 beyefendi aslen zengin bir şirket sahibinin kayıp oğlu.Hayalleri için paradan vazgeçip, orta direk bir hayatı seçmiş.Malum esas kızı seven herkes mükemmel olmalı.Tekrar bi böööğğğğğğğğğğğğğ!
  • Go Dok Mi nin uyduruk dramı.Hadi ama hakikaten uyduruktu.Bekliyorum kız kendini eve niye kapattı diye, öyle bir sebep çıktı ki inanamadım.Sebebi öğrendiğimde hala asıl bir neden vardır canım, bu değildir diye bekliyordum ama umduğum olmadı.Neydi o kendini hapsetmesinin nedeni?Anne babasının ayrılması - bunu anladım yine biraz biraz - ve lisede aşık olduğu öğretmeniyle dedikodularının yayılması - bu ne ya şimdi?- Bu kısmı biraz zayıf olmuş, insan daha bir dram bekliyor.Ne dramlar gördük bu biraz çerez kaldı yani.
  • Tamam kızı asosyal, nevrotik bir tip yaptınız ama o tutumluluk olayı da neydi?Doğalgazı açmayın, montlarınızla oturun, yatarken sıcak su dolu şişeler kullanın, ısınmanıza yardımcı olur.Aman sabah su soğuyunca sakın atmayın.Dişlerinizi fırçalar, kalanıyla da tuvalete gidersiniz.Töbe töbe, yok artık daha neler.Uygulayacam bu ay bakalım fatura ne kadar gelecek :D


İşin özü ben tvN dizilerinin severim,  daha bi samimi gelir bana.Özellikle bölüm süreleri kısa olması ayrı bir güzellik benim için.Şimdiye kadar izlediğim tvN dizileri arasında en vasatı buydu.Aman hakkını yemiş olmayayım.Biraz Bizimkiler tadı da bırakmıyor değil damakta.İzlemek isteyenler için şimdiden iyi seyirler...  :)










































F5 :)

2 Mart 2013 Cumartesi

MİM : 10+1




Nasılsa ömrüm yetmez diyerek, gelecek yüzyıl yazarım diye ertelediğim bir mimim vardı benim.İşin özü bu mim sayesinde bloga uğrama hevesim kırıldı, bi şey yazıyım diyorum önce mimi yazmalıyım diye zorluyorum kendimi.(Ne alakaysa!)Arkadaşlar ilan ediyorum burdan, beni öyle börtü böcekli mimler dışında mimlemeyin :) Bu ne ya?11 soru, 11 gerçek.Allahdan mimlenecek kimse de kalmadı da bir 11 soru hazırlama zahmetinden kurtuldum.Tembelim işte napim :)

Şimdi asiruhun hazırladığı sorularla başlayalım,

1- Sadece içine dahil olmadan tv izler gibi izleme şansın olsa geleceğe mi yoksa geçmişe mi birkaç günlüğüne gitmek isterdin ?

Geçmiş, geçmiştir aslında ama geleceğe gidecek kadar cesur değilim maalesef.Çocukluğuma gidip etrafı şöyle bir kolaçan ederdim sanırım.


2-Çok sevdiğin bir yerde yalnız tatil yapmak mı yoksa bulunmaktan hoşlanmadığın bir yerde sevdiğin kişilerle olmak mı?

Nasıl bir kafa, nasıl bir psikoloji ben de kendimi çözemedim ama inanın insan yüzü görmek istemiyorum artık.Yalnızlık istiyorum birazcık!!!

3-Sevmek mi sevilmek mi önemli sence?
 
İkisi de biraz biraz.Şimdi şöyle söyleyim ; ben azcık sevgi açıyımdır.Hep sevilmek daha da sevilmek isterim.Ama şöyle bir gerçek de var ki, ben de sevgimi belli edemeyenlerdenim.İşler tam da bu nokta da hep düğümleniyor.

4-Türk halk müziği mi Türk sanat müziği mi ?

Halk müziği.

5-Hangi ülkede yaşamak isterdin?

Avustralya. Koreyi de merak etmiyor değilim tabii, ama yaşamak istemezdim herhalde.

6-Hangi tarz müzikten hoşlanırsın?

Yaw aslında klasik müzik dinlerim.Çok pis de keman çalarım . (Her ne kadar keman kutumun üstünde beş karış toz olsa da!) Popüler neyse onları da dinlerim çoğunlukla.
  
7-En sevdiğin oyun nedir?

Şimdi buraya sek sek felan mı yazacak, yoksa bilgisayar oyunu mu? Ben en son tv'den oynadığımız mario'larda kaldım da o bakımdan :(

8-En çok nasıl eğlenirsin?

Arkadaşlarla kız kıza takıldığımız akşamlar favorimdir.Değmeyin keyfime.İş, eş, çocuk yok.Ooooooo daha ne diyim.Her ne kadar sürekli telefon çaldı, çalacak korkusu yaşasam da acayip eğleniyorum.Bir de dramalar var.Boş vakit bulduğumda hemen bir şeyler izlerim. 

9-Klasik tarz döşenmiş bir ev mi modern tarz döşenmiş bir ev mi?

Modern.

10-Sence en önemli meslek hangisi?

Hepsi.Bütün meslekler birbirini tamamlıyor bence.Öyle özellikle önemsediğim meslek yok.Hepimiz birbirimize muhtacız.

11-Blogunun 200 takipçisi olması senin için çok önemli mi?


Yok beee! Zaten bırak 200'ü bu ivme ve yeteneksizlikle 100'ü görebileceğim şüpheli.Sonuçda çok sık güncelleme yapamıyorum ve yazdıklarım da öyle aman aman film eleştirmeni tarzın da da değil.Öyle kendi çapımda takılıyorum.Ama tabi takipçilerime teşekkürü bir borç bilirim.İyi ki varsınız.Bir gün değerimi bilecekler ve siz ilk ben keşfetmiştim diye hava atabileceksiniz!asdfghjklş çok polyannayım çooook!

                                                                   
                                                                                    ****


Vee hakkımda ki 11 gerçeği yazma kısmına geldim sanırım.

1) Sanırım hakkımda 11 gerçek felan yok.

2) Dağınık ama aynı zamanda düzenliyimdir.( ne demekse?)

3) Artistliklere, hava atmalara hiiiç gelemem daha yeni arkadaşı paraladım bu yüzden

4)İnsanları küçük gören, alay edenler yanıma yaklaşamaz.

5)Sivri dilliyimdir, haksızlığa gelemem.

6)Bu nasıl bir gerçek bilemedim ama, söylediğim şeyi iki kere tekrar ettirenden, ikinci tekrardan sonra da 5 saniye yüzüme bön bön bakıp yalandan anladım denmesinden nefret ediyorum.Kısaca ben leb dedim mi karşımda ki lebi demeli.

7)Çok hızlı konuşurum sanırım 6 numaralı şıkkın doğuş nedeni bu !

8)Olayları çok kafama takarım.Kendi kendime kurup kaldırır, geceden uykusuz kalıp hortlak gibi dolaşırım sonra.Ne gerek varsa?

9)Maalesef ki herkes gibi ben de mükemmel değilim.Olmaya çabalar, Çok düzenli çalışırım, o yüzden kimse yanımda barınamaz.Milletin yaptığı işi de beğenmem her şeyi kendim yaparım.Çoook kötü bir huy.Keşke azcık da  ev de böyle olabilsem.

10)İyi bir anne olmak için çok gayret etsem de, iyi bir ev kadını olmadığım aşikar.Ev işleri bir zulum benim için.Hatice ablaa sen olmasan mahvolurdum heralde saolasın :)Oğlum bile evi düzenli gördüğünde direk "Kim yapmış bunu, Hatice teyze mi?" diyor.Sinir oluyorum bee, ben de düzenliyorum sonuçta dimi...

11)Kafa da 40 tilki dolanınca tutuklukda yapabiliyorum haliyle.Çok yorgun olduğum zamanlar isimleri hep karıştırır, genelde de hatırlamam.İsim özürlüyümdür kısaca.Birinin isminin  hafızamda tam oturması için 5-10 karşılaşma, bir araya gelme şart!

Oyyy bitti sanırım.Sırtımdan bir yük kalktı desem yeridir.Bu mimi yazmayan kalmadığı için ne kadar mutluyum anlatamam.Kimsecikler mimlenmeden huzurlarınızdan çekiliyorum.Kalın sağlıcakla...


22 Ocak 2013 Salı

I Miss You



Bir diziyi daha eritmiş, yemiş yutmuş bulunmaktayız.Ne yapalım tüketici toplumuz işte.123456789 bölümlük yaprak dökümünün yanında, 21 bölümlük dizi çerez kalıyor, haliyle biz de daha bir şevkle tüketiyoruz.Neyse bu saçma girişten sonra daha da fazla sapıtmadan konuya gireyim.

Şimdi elimizde bir adet genç aşık çift var ki,  olaylar silsilesiyle aralarına ayrılık girmiş.Hatta kızı öldü bilmişler.Ama delikanlı "yok, hayır o ölmedi" diyip 14 yıl onu aramış, gelmesini beklemiş.Olma mıı ? Oldu da bitti bile, naber?Siz de aşk yaşıyorum falan mı zannettiniz, piiiiiiiiiii.Aşkın alası burda.Tamam biraz saçma anlattım ama çocuğun haklı nedenleri de yok değildi yani.Ama 14 yıl be oğlum, yuh yani!Ara da bir gözü mahreme kaymaz mı insanın.İşte kaymadı mı kaymıyor ne yapalım.




Yoochuncum saolsun yine döktürmüş.14 yıl sevdiği kızı arayan "çılgın tavşan" lakaplı polis memuru işini iyi kıvırdı.Bu korelilerin lakap meselesini anlayamamışımdır ya, o da ayrı bir konu. Çılgın tavşan da ne kardeşim ? Hızlı,  atik demek istiyorsan çıta falan de bari.En azından heybetli olur dimi :) Ama malum o da pek sevimli değil.Ordan kaybediyor(yine olayı baya bi saptırdım,geri dönelim.Öhööööm).Han jung  Woo Karakteri(Yoochun) bana biraz çizgifilm karakterleri gibi geldi.Her kazadan sağlam kurtulur, hiç yara almaz, elinden her iş gelir ve hiç büyümez.Sürekli çocukluğuna takılı kalmış bir karakterdi.14 yıl boyunca bir insanın hal hareket, tavırların da hiç değişme olmaz mı?



Eun Hye ise uzun zamandır izlememiştim.Ama görüyorum ki kız da aman aman bir gelişme yok.Aynı boş bakış, köfte dudaklar.Bence korenin en güzel kızlarından da, ne bilim daha iyi bir oyunculuk görebilirdik gibi geldi bana.Mesela son bölümde kaçırılıp, tecavüze uğradın yere götürülüyorsun be kardeşim.Tamam şimdi kopacak diyorum, salak salak iki çığlık, tamam bitti.Çok vasat geçti o kısmı bence.Ama kızı sevdiğimden tolere edecem artık :) Kesin şimdi ödülleri toplamıştır diye bir bakayım dedim.Popülerlik ödülü falan almış zaten.Len ben de dizide oynasaydım ben de popüler olurdum.Rol için zaten en başında Son Ye Jin ile görüşülmüş, ama olmamış.O oynasa daha iyi olabilirmiş belki.Oyunculuk isteyen bir roldü çünkü.








Şimdi gençlerin çocukluğuna inecek olursak (Psikoterapi gibi oldu).Orası ayrı bir yıkım benim için.Yıkım derken pozitif bişey yani, ben izlerken yıkıldım da o bakımdan :) Bu çocuklar, bu yaşlarında abi-ablalarına "İşte oyunculuk budur" mesajı veriyorlar ki, sonuna kadar da haklılar.Ben bu ikiliyi ayakta alkışlarım arkadaş.Kim So Hyun'u daha önce Rooftop Prince ve Ma Boy da izleyip pek beğenmiştim zaten.Ama Yeo Jin Goo ilk kez izlediğim bir oyuncu.Beni çok şaşırttı, böyle bir performans beklemiyordum doğrusu..





Zurnanın zort dediği yer ise işte tam burası ; Harry ! Ah Harry senin tanrı olduğun zamanları bilirim( bknz Arang).Ama sen de gördün ki, keramet dünyadaymış.Oyunculuk süper, çocuk süper.Bu dizide ortalığı yakıp geçmiş resmen.Azcık da erken doğsaymış daha da süper olurmuş ya neyse(Yasal Uyarı: Yazar burada tamamen sapıtmıştır, lütfen dikkate almayınız).







                                                                       ****

*Dizinin ilk üç bölümüne bayılacağınızı garanti ederim.Zira dramaların bütün romantik temaları işlenmiş; lise yılları, yağmur, şemsiye,ilk aşk.Ama adettendir ya, diziye özel birşeyler olacak.O da benim yıllardır kullandığım, ama patentini almayı ihmal etmiş olduğum bir şey;  mandaldan toka yapmak!Gayet sevimli, bir o kadar da gereksiz bir ayrıntıydı.Zaten 14 yıl bir sarı şemsiyeyle dolaşıyorsun, bir de saçına mandal takmayıver.O eksik kalsın be çocuğum.


*Bir de tecavüz olayı vardı ki, ben mahvoldum o sahnede.Nasıl desem, oyunculuk da iyi olunca insanın  ürpermemesi imkansız.Çocuğun yüzünde ki o acı, çaresiz ifade, kızın haykırışları.Sonra da şerefsiz Jong Woo'un kaçması.Kızın yüzünden tecavüzden çok, bu terkedilişin verdiği acıyı okumamak imkansızdı.İşin özü, mükemmel bir sahneydi.Gözyaşları içinde Jong Woo'ya saydırmam ise görülmeye değerdi.



*Jong Woo yaptığı eşeklikten sonra, kendini seyirciye sevdirecek ya atmadığı takla kalmadı.Karun kadar zengin babasını terketti , kızın annesiyle orta direk bir yaşam sürdü, kızı bulurum umuduyla polis oldu,tekrar hatırlatma da fayda var ki, aradığı kız resmen bir ölüydü! Her gün bıkmadan usanmadan anılarını tek tek hatırladı, sürekli kendini 15 yaşında ki Lee So Yeon fotosuyla avuttu.Etrafında ki herkese iyi davrandı.Aşırı mükemmeldi.Bir an artık yeteeer  diyecektim, durun durdurun şu adamı.Bu kadar da abartılmaz be kardeşim.Biraz cılkını çıkartmışlar.

*Ama neyi sevdim.Mükemmel ötesi Yoochun'unumuz berbat sesli bir adamdı ve sarhoş olunca sürekli karaokeye gitmek istiyordu.Gerçekte şarkıcı olduğu düşünülürse hakikaten ironik ! : ) :)

*Her şey iyiydi de, çok açık ve netti.Hiç bir gizem yoktu dizide.Adamlar kendilerini parçalıyor, olayları çözmeye çalışıyor ama biz her şeyi biliyor, bilgisayar başında çekirdek çıtlıyoruz.Sevmiyorum böyle senaryoları ben.Azcık gizem olsaymış işin içinde, biz de karakterlerle beraber çözseydik olayları daha iyiydi.Örneğin kaç bölüm ölen dedektifin katili büyük gizemdi, biz kim olduğunu biliyorduk ya, işte o ve benzeri durumlar sıktı beni.

*Harry, canım ben yalnız sana , tek sana üzüldüm.Bütün yaptıklarına rağmen mutluluk senin de hakkındı.Böyle bir sonu hiç hak etmedin.Lee Soo Yeon'nu kurtardın yurt dışlarında okuttun, adam ettin.Seul de kalsa ne olacaktı? Jong Woo'la kalsa her yıl bir çocuk doğuracak, evinin kadını çocuklarının anası olacak, kocasına saçını süpürge edecekti.Fena mı oldu eli ekmek tuttu?Kıymeti anlaşıldı.Yanlız bu kadar olur Harry'i iyi gösterecem ya :)

*Böyle acılarla dolu bir dizinin,  mutlu sonla bitmesi çok güzel oldu.20 bölüm içimiz şişti, bir bölümlük  mutlululuk bizim de hakkımızdı.Şöyle en ağırından dram izlemek istiyorsanız, izleyin derim.Yalnız, ilk üç bölümü izleyip korkmayın.Aynı dozdan, damardan ilerlemiyor yani.Yoksa ona can dayanmazdı, korkmayın.İzleyin, izlettirin .









can çıkar, huy çıkmaz



**Şu fotolar yüzünden  bir yaş yaşlandım yeminle.Yüz bin kere tövbe eder, yine şarap içerim         kardeşim.Akıllanmadı mı akıllanmıyor insan.  

12 Ocak 2013 Cumartesi

Mim ; Sorular, Sorular, Sorular...

Başardım.Sonunda şeytanın bacağını kırıp, yazmaya başladım! Artık benim bile kendimden ümidi kestiğim bir mimim vardı değil mi?Öncelikle Asiruhdan özür dileyerek başlayayım, çünkü çook geç kaldım.

Efendim, bir dizi soruyla tekrar karşı karşıyayız.Bu sorulu mimler geldikçe aklıma hep ilkokulda ki, anket olayı geliyo.O zamanlar pek popülerdi, özel anket defterleri felan alınır sorular hazırlanırdı.Hazırlanırdı dediğim herkes eş, dost aynı sorular sorulurdu.


Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?

Duygusuz yaşanmaz, ama mantıksız da olmaz değil mi?Tabi ki mantık.

İnsanlar neden mutlu değiller?Neden gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor, şükretmesini bilmiyorlar?

Çünkü bakmasını bilmiyorlar.Bakmak demek, -maalesef ki- her zaman görmek demek değildir.Mutlu değiller, çünkü hep kendinden daha iyi, daha mutlu kişilere, olaylara  konsantre olmuş, onları izliyorlar.Keşke kendinden daha kötü durumda ki kişileri düşünseler, eminim hallerine şükrederler.Çünkü iyinin, malın mülkün, ne bilim paranın sonu yok ki.Evim olsun dersin, ev alısın, zaman geçer keşke villam olsa dersin.İnsanoğlu hep daha iyisini istiyor maalesef.Herkes Sakıp Ağa olmak zorunda değil.Bu ev olayını herşeye uyarlamak mümkün.Şimdi siz neyi kafaya takıyorsa ona uyarlaya bilirsiniz :)

Çok para harcayıp keşke almasaydım ya da harcamasaydım dediğin bir şey var mı ?

Yok.Öyle alışveriş delisi biri değilimdir.Bir şey alıyorsam ihtiyacım var demektir.

Haklı olduğun konuda kendini savunur musun?Yoksa susmak adalet midir dersin?

Şimdi şöyle söyleyim.Gençken, susar tıpkı filmlerdeki gibi biri çıkıp," duruuun aslında Deniz doğru söylüyor.Aslında suç Nalan'nın. " demesini beklerdim.Tecrübe ettikçe anladım ki, sen sustukça haklıyken, daha da haksız oluyorsun.Nasılsa sesi çıkmıyo diye şamar oğlanına dönüyorsun.İşin kötüsü kimse çıkıp da "Deniz'in suçu yok" demiyor.Ben de konuşmaya başladım.Hakkımı savunurum arkadaş!Şimdi Deniz'in suçu ne?   "Domestos değil, beni bu hayat yıprattı" :)

Tok gözlü müsün?Yoksa her şeyim olsun diyenlerden misin?

Bir saattir ne anlatıyorum arkadaş!Tok gözlüyüm işte.Kimsenin malında mülkünde, kariyerinde ne bilim artık hiç bir şeyinde gözüm yoktur.Allah daha çok versin.İnanıyorum böyle düşündükçe hayat sana her şeyi fazlasıyla veriyor.Küçük şeylerle mutlu olabiliyorum ben :) İnanın, ayakkabısını bağlayabileceği günün gelmesi için dua eden insanlar gördüm.Bırakın bunları şükrünüzü bilin.

Tabi demiyorum ki hedefleriniz olmasın.Tabi ki her insanın yetenekleri doğrultusunda bir hedefi olmalı.Sadece çıtayı yavaş yavaş yükseltin diyorum, o kadar.Amaçsız insan yaşayamaz zaten.



Benden bu kadar, paslanmışım zaten.Zorlasam da daha cümle çıkmaz.Tez vakit dönerim inşallah :)









9 Aralık 2012 Pazar

Mimlerin Gücü Adına!





Farkındayım, baya boşladım buraları,kendi alemimde tıpkı böyle gezinmekteyim :) Ama mim yazısı olsa bile yeniden dönüşümü kutluyorum efem :)

Hikaru'nun mimiyle başlıyayım ben en iyisi, diğeri daha bi zor geldi bana nedense.

Çantamdaki 5 şey

Öhöm höm höm höm(efektli bir giriş olsun).Zannediyor musunuz ki sadece 5 şeyle sınırlanabilir.Asla! Şimdi, ufak tefek makyaj malzemelerinin içinde bulunduğu minicik bir çantacık.(Çanta, çantacık  doğurdu!)Makyaj fazla yapmam ama makyaj malzemesiz de dolaşmam.Dostlar alışverişte görsün hesabı. Bir adet kitap (sosyal psikoloji) , cep telefonum,anahtarlar, ıslak mendil, bebek bezi ( ne olur ne olmaz) ,tabiki de cüzdan, bolca not kağıdı(yapmam gerekenleri not alırım da, malum unutur oldum yaşlılık işte), kalem, kalem, kalem,heeyyyt kaç etti? çanta çatlayacak vallahi.

Odamda ki 5 favori şey

Hikarucum ellerin dert görmesin.Sana katılıyor ve evim de ki 5 şeye geçiyorum.Ben de foto koymak isterdim ama maalesef tembel insanım vesselam.

* Antrede ki puf ! eve girince öyle güzel görünüyo ki, "rahatım ben rahatım, gel ben de otur" diyor resmen.Bu yüzden olsa gerek eve girer girmez oğlum mutlaka üzerine uzanır, ben de yanına sıvışır otururum. Seviyorum pufumu :)

*Bir de balkonumu seviyorum.Yazın çok güzel olur, koltukta yan gelip yatmak.Akşamları çay muhabbetleri.Ooo yaz gelse yine özledim hemen.

*Bütün mutfak aletleri.Evimin gözdeleri olur kendileri.Aklınıza gelebilecek her çeşit bıçak, servis kaşıkları falan favorimdir.Tabak çanak olayına girmiyorum.Kısaca mutfağa dair herşey  favorimdir diyebiliriz.

Bu ay yapmayı planladığım 5 şey

İstanbul'a gitmek.Seminer var da o bakımdan yani.İstanbul'a gideceğime sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.Doğru düzgün gezemeyecem zannımca, bol bol baş ağrısı çekerim artık.Ama bir günü kendime ayırmak planlarım dahilinde, görecez artık. Hee bir de, tiyatroya gitmeyi düşünüyorum, ihmal ettim bu aralar.

Almak istediğin 5 şey

Oy oy oyyy.Bolca kıyafet var hedefimde, doymadım doyamıyorum.Bir adet bot, bir de mause alsam iyi olacak galiba.Bozuldu da, şuan çektiğim çileyi anlatamam size.Fırlatacam şimdi laptopu!!!

Seni mimleyen kişiden etkilendiğin 5 şey

Zeki, çevik, ahlaklı, ayrıca  hemşerim olur kendileri.Kendini hiç görmemiş olsam da, bağrıma basasım var. 40 yıllık tanıdık gibi hissettiriyor.Bu alemde ki - bildiğim-  tek akranım olur kendisi :)

                                                               
                                                                             *****

Veee bir de ortadoğu ve balkanların en iyi izleyicisi, tavsiyelerine gözüm kapalı uyduğum, zevkine sonsuz güvenim olan Mikalzia da beni mimlemiş(Sanırım ben hala 5 şeyin son  sorusuna takılı kaldım :)) İnanın bu mimmi kafamdan atamıyorum.Bir şey duyuyorum bunu yazsam diyorum.Gün içinde aklıma korece kelimeler felan geliyor o kadar yani.Çok riskli bir mim bu yahu.Sonuçta duyduğumu yazacam.Lokum derken b**um deme olasılığı %90, en azından kendi adıma yani :)

Saranni-seviyorum demek zannımca.Öyle çözümleyebildim yada.En kolayı da bu galiba.

Balli-çabuk anlamında, ben de çok seviyorum.Hatta bazen günlük hayatta kullanır oldum.

Şiro- İstemiyorum. Aslında söyleyiş tarzları hoşuma gidiyo.Kimin neyi istediği, istemediği umrumda değil.

Anyon- merhabanın özeti.Gençler daha çok kullanıyo.Kulağa çok hoş geliyo.

Biyanne-Üzgünüm. Ama ben hakikaten üzgünüm.

Bir sürü kelime var aslında ama yazıpta Koreceyi katletmek istemiyorum.Ve traslate Allah belanı versin.Senden azcık kopya çekeyim dedim.Elime yüzüme bulaştırdım.Ya ben başka bir Korece dinliyorum dramalarda, filmlerde felan, ya da sen başka bir Koreeceden bahsediyosun çözemedim.

Vee Hikaru bu mimi senin başına musallat ediyorum.Kaçamazsın, yazmazsam ölümü gör bak(!)Vee vee  blogundan daha fazla ayrı kalamayan, buna da pek bi memnun olduğum mydestiny, yazmamışsındır herhalde :)Kan ter içinde kaldım vallahi, bu nedir allasen  Kore işkencesi de bu olsa gerek :)