21 Ağustos 2017 Pazartesi

Chicago Typewriter






Düşününce, Geri dönüş için doğru dizi olmayabilir. Ama şöyle bir gerçek de var ki ; ya şimdi yazacaktim ya da eskisi gibi sessiz devam edecektim. İlk seçeneği seçtim.


Oyuncular...

Bütün oyuncularla en az birkaç dizi mazim olduğunu düşünürsek, izleme sebebimi sanirim anlamiş oluruz. Zaten bu doğrultuda diziye devam ettim. 

Ponçik Go Kyung Pyo. Ama ben bu suratı yerim. İkinci erkeklerin hep kaybettiği şu drama dünyasında, bir hayalet olarak
ne kadar şansın olabilirdi kuzum.



Ne olduğunu anlayamadığım çekim gücüne sahip Yoo Ah İn. Bu hali iyiydi de, kısa saçlı halini pek yadırgadım. Keşke geçmişteki  haliyle hafızamda kalsa :)Yüzüne pek güveniyor herhalde beyefendi. O ne özgüven o!


Ayrı bir sevimlilik timsali ve hiç yaşlanmayan Im Soo Jung.MİSA izleyip salya sümük olanları buraya alayım :)
Yıl olmuş 2017 .Çok tuhaf biçimde kız hala aynı duruyor.Bu gerçekten ürkütücü :)))





Diziye gelince...




Bir yazarin anatomisini inceleyecez, hayalet yazarimiz da bize yardim edecek.
Bu senaristin dizilerini izlemiş biri olarak, bu bana biraz hafif geldi. Yani senaryoyu çözmek öyle imkansiz değil.Ne zaman ne olacak hangi karakterin görevi ne? Biraz tecrübeyle çözülmeyecek denklem değil. E bizde yillarin tecrübesi olarak kurgu çerez kaldi. Konu ağır ilerliyor, yer yer sıkıcı olmaya ramak kalabiliyor ama ben şikayetçi değilim.İşin özü oyuncular için izlenebilir. Cast farkli olsaydi izleyemezdim belki de...

Ama geçmişe gidiş dönüşler. Çift zamanli ilerlemesi hoşdu. Dekorlar kostümler harika. Sokaklar ben maketim diye çığlık atsa da belli ki epey emek verilmiş.Son bölümlere doğru tempo biraz yükselse bile yine de beklentimi karşılayamadı. Konu ilginç , kurgu güzel olsa da senaryo da bir şey eksikti. Bazen bu olmamalı, şimdi bir şey olacak ve ben "yuuh" diyeceğim diye bekledim.Olmadı!

Çok bayildim diyemesem de, kötü demeyi de haketmeyen bir dizi...



14 Ağustos 2014 Perşembe

King Of High School








Kısaca bir mini mini liselinin, müdürlük maceralarını, aşkını, dramını izledik dizide.Baştan son bölümüne kadar sıkmadan, insanı baymadan, aşırı dramlaştırmadan gayet basit, yalın bir dille işlenmiş konu.Yani tam bir eğlence yumağı.

Seo In Guk  ilk Love rain de izleyip, aman be ne işi var bunun burda demiştim.İşin aslı hakikaten uyduruk bi roldü ve sonradan senaryoya monte edildiği aşikardı.aradan yıl geçti.Şu noktada ayılabayıla izlediğim, çoook sevimli bi adam oluverdi.Tabi bunda sırayla Repply 97 ve Master's Sun' ın katkısı yadsınamaz. Bu iki diziyi de çok sevdiğim için otamatik olarak Seo In Guk da bastım bağrıma.

Şimdi çok da lafı dolandırmadan diziye dönelim.Bir önyargıyla diziye başladığım aşikar.Hatta bölümler biriksin bahanesiyle rafa kalkmışlığı da var.Ama çok yanıldığımı diziye geri dönünce anladım.Konu ilk başta çok klasik geliyor.Ne bilim, mükemmel liseli, karizmatik, abisinin yerine geçip müdürlük yapıyor felan.Öyle değil işte.

Bir kere yakışıklılık  ve buz hokeyi dışında elinde hiç bir şeyi olmayan gencimiz, bildiğin ergen bi liseliydi.Dersleri mükemmeli bırak vasatın altında, süper dahi felan değil.Zengin bi ailesi yok.Elini hangi işe atsa başarılı olmuyor.Bilmediği bir çok şey var.Arkadaşlarıyla gevezelik yapıp aylak aylak dolanıyor.Porno izliyo felan.Liseli işte.Ete kana bürünmüş normal bi insan evladı.Senaristlerin abartılı aşırı mükemmel başrolleri burda rafa kalkmış durumda.

Dizi aslen sekreter kızımızın diğer müdüre ilanı aşkıyla başlıyor( evet ilerleyen bölümlerde bir "kalpde değişme" olayı oluyor).Bu adamı pek gözüm tutmadı.Ne bilim çok donuk ifadesiz adamlar gördüm(misal Lee Dong Wook) ama böylesini görmedim.Yüzünde maskeyle dolaşıyor sanki.Sürekli bi poz kesme hallerinde, yüzü desen bb krem kutusuna düşmüş, pırıl pırıl mükemmel.bütün dizi boyunca full makyajdı.Adam dudaklarına parlatıcı sürmeden tek bölüm çıkmadı yahu! Sonradan baktım mankenmiş zaten.Aydınlandım.O yüzden bu artistlik, sıskalık felan...Gereksiz tavırlar.Bunaldıkca kaşının üzerine işaret parmağıyla hafifce dokunuyordu.Biz de anlıyorduk ki canı sıkkın garibin.O kadar ki ifadesiz.Yada aşırı makyajlı.Belki de aşırı fondotenden mimik yapamıyodu adamcaz.Bilemedim şimdi. Bakın.Ama çok nefret etmeyin.İlerleyen bölümlerde sevip bağrımıza basacaz çocuğu.Çünkü bütün dramı bu çekiyo garibim.

       

Sekretere gelirsek, o çok fena işte.Tamam başrol çirkin, pasaklı olacak ama bu kadarı da fazla.Ofisdeki bütün ayak işlerini yapan kimsenin doğru dürüst adını bile bilmediği silik bi tip.Bütün bölümlerde şimdi saçını tarayacak diye bekledim ama olmadı.Salak salak sırıtışlar, konuşmalardaki tonlamaları, kambur iki kat yürümeleri.Çok çook abartıydı.Tamam mükemmel başrol beklentimiz yok zaten alıştık da, silik ama sevimli bi tip yapabilirdiler.




Takım liderimizde vardı tabi.Liselinin arkasını toplayıp, işlerini hallediyordu.Müdürün aslen liseli olduğunu bilen tek kişi.Haliyle stresden perişan, sürekli ayılıp bayılırken gördük kendisini.Sürekli bi yakalanma korkusu, fazladan müdürün iş yükü derken derbeder oldu adam.Ama çok sevimliyli.Sürekli müdürüm toplantı yapalım diyerek çocuğu azarlaması.Sonrada bırakırım bak işi tehdidiyle yalakalıklarına başlaması çok komikdi.Yer yer aşırıya kaçsa da, biraz büyük oynasa da harikaydı yine de.Ben sevdim.  

Müdürümüzü büyüten mükemmel bi adam ve dede de var tabi. Dede demans olmuş.Aklı gelgitli.Sürekli kayboluyo yada evden kaçıyo.Çok sevimli bi dede ama o gözlükleri ters takışı, sürekli çocuk gibi çikolat istemesi,yemek yemesi çok tatlı.

Aklımda kalanlar(Spoliler)

*Müdürün ilk iş günü ofisteki kızların tabiri caizse dibi düşmesi.Vayy müdürüm ne kadar da genç gösteriyosunuz dediklerinde ki suratındaki o ifade.Kızların aralarında müdürü paylaşamamaları.Sonradan liseli bi çocuk olduğunu öğrendikleri anda ki şokla "ben ona asılmıştım böğğ" halleri.Bilmiyolar ki içlerinde ona aşık olan bile var :)

*Sürekli kola içmesi.En ciddi anda müdürün, CEO'nun yanında efendim ne alırdınız sorusunun ardından kola cevabıyla bütün atmosfer puuuff! Herkes dönüp çocuğa bakınca "kahve sevmiyorum da" demesi çook tatlıydı.

*Şirket kartıyla nasılsa bedava mantığıyla yaptığı alışverişler, ısmarladığı yemekler.Takım liderinin bunalımları.Boşuna harcama serzenişleri.(Gören  kendi ödüyo ekstreyi zanneder)

*Sekreteriyle yaşadığı tatlı aşk.Kıza sürekli msj atıp beni kabul et.Neden cevap vermiyosun.Ben o müdürden daha iyiyim diye baskı yapması.


 
Hakikaten bu kızın neyini bu kadar seviyo ben de anlamadım.

*Kiss sahneleri.Genelleme yapıyorum, hepsi çok tatlıydı.Özellikle parkdakine bayıldım.





*İlk gezillerin de kızın iç çamaşırı stoğuyla gitmesi.Sonra müdür kıza elini bile sürmeyince kız da haliyle bozuluyor.Okumuş hep forumlardan, bişey olmazsa erkek değildir.Yok senden hoşlanmıyor felan...Kız sinirli, gergin, haliyle sakar! Sonuç çantanın yere dağılmasıyla büyük utanç.Herşey yerlerde.Çocuk da saf saf kıza neden bu kadar iç çamaşırı taşıyorsun diye soruyor birde.Ah benim mini mini liselim.asdfghjklşi

*Kıskanç liselimin kıskancından hasta müdürü bakması, koyun koyuna geceyi geçirmeleri.Kendi yapmazsa sekreter yapacak yoksa.Evde kız tencere şurada, yatak odası  bu tarafta dedikçe, çocuğun, nasıl da bu kadar iyi biliyorsun bu evi diye bağırışları.Oyy kıskanması da ayrı tatlı bunun.


*Spor mağazasında ki alışveriş sahnesi.Kız çocuğa çanta alacam diye tutturunca mağazaya giriyolar.Kasiyer kız ile aralarındaki diyalog dillere destan.Kasiyer, seni senii bak ne şanslısın teyzen sana çanta alıyo diyince nasıl da bozuluyo kız.Kasiyer de illa düzeltecek, noonna? Annen mi?Sürekli bana noona de diyen kadının çocuğa oppa diye seslenmesi çok iyiydi ya..





*Sekreterle kızın anneyle aynı sahneyle çocuğun liseli olduğunu öğrenmesi.Kızlar annelerinin kaderini yaşarmış :)

*Müdürün kankaları işbirlikci liseliler.Şapşal şeyler işte.Yolda yanınızdan geçse bakmazsınız, böyle izleyince de bayılırsınız.Müdür yoklama sonrası her okuldan kaçışta uyuyan kukla hop sıraya.Böyle uyuya uyuya okul mu bitermiş.Çok saf hocaları var bunların :)

*Müdürün okula geri dönüp ders çalışmaya başlaması.Sonuç açıklanıp, hiç bir fark olmayınca arkadaşları " *** çıktı çalışmaktan ama bir puan bile arttıramadın mı ortalamanı?" sorusuna,
 " önceki sınavlarda hep atarak 56 alıyordum.Şimdi kendim çözerek 56 aldım" cevabı.asdfghjkl dedim ya işte normal bi liseli diye.

Son bölüme gelince, şaşırtıcıydı.Şaşırdım çünkü; Türkiye'den Kore'ye sesimizi sonunda duyurduk.Bi ara Almanya'ya okula gidecek izlenimi verdiler.Eyvah dedim.Al sana bi "5 yıl sonra buluşalım daha geliyo" .Ama öyle olmadı.Bunun yerine kızımız sen gitme de, biz en iyisi evlenelim dedi.Araların da ki 10 yılı aşktan göremedi.Evlendiler.Enteresan bi sondu.Alışılmış olmadığı kesin.Ben evlenmelerini felan beklemiyordum yani.Daha da uzatmayayım TvN yaptı, ben izledim.İzleyin tavsiyemdir.



1 Ağustos 2014 Cuma

Baba At Olmak....






Bir mobilya gıcırtısıyla uyandığımda saat kaçtı bilmiyorum.Minik eli kolumu dürttüğünde kendime geldim.Üçüncü hamlede yakalayabildiğim saat de 6:30 gördüğüm an, derin bir nefes çektim.start!

-Anne tatil mi?
-Anne kazmanya canavarını isleyebilir miyim?

Avizede ki taşları saydım: 5.bu sabah da değişmemiş.Dünya aynı hala...

-Anne kazmanya canavarını açabiler misin? ( Offf bu ne inat!)

-Olmaz.Neden "çiftlikçilik" oynamıyoruz? ( O küçük beynini abuk sabuk sağa sola dönmekten başka bişey yapmayan tazmanyalı bi canavarla doldurmasan)

Sevinçle yanımdan uzaklaşan ayak seslerini dinledim.Kendime kızdım, az önce ki of  için.Tek tek omurlarımı yataktan söktüğümde hala tam ayılmamıştım.Neden bu eziyeti yapar ki dedim kendi kendime.Her sabah, her gün.

Yüzümü yıkadım.Ayna yorgunsun dedi, dünden pek de farklı değil.Elimde ki toka saçımı ısırdığında ensemde bir topuzum vartı artık.Sağdan soldan fışkıran inatçı telleri saymazsak tabi.Biryerlere sıkıştırmaya çalıştım.Olmadı.Bırak dağınık kalsın dedim, pes ettim.

-Güzel gözlü atım senin olsun (Ki bu artık sıkıldım ondan demekti )
-Tamam
-Ben baba at olacam.
-Ne yapacaksın baba at olunca?
-Sen ahırda bekle, ben bi koşim, sonra yemek getiyiyim sana.
-İnsan baba olacak mısın Çağan?( oyun arasında sözlü sorusu)
-Dur bi baba at olayım.Sonra  gerçek baba olurum büyüyünce.

Bilim adamı olacam dese daha az mutlu olurdum herhalde.Boğazım düğümlendi.Bir yerler sızladı içimde.Yüreğimden bir çığ koptu.Benim minik oğlum baba mı olacaktı gerçekten?Her sabah yavrusunu kreşe götürüp, arkadaşlarına dağıtması için şekerleme alacak mıydı?Her hafta sonu itina ile çantasını hazırlayıp, yüzmeye mi götürecekti bebeğini yaz kış demeden.Akşam işten geldiğinde parka götürüp vakit geçirecek, evde oyunlar mı oynayacaktı?Her yorgunluk belirtisi bir "baba lüffeeen" le yok mu olacaktı?yatmadan önce sütünü içirip hikayesini okuyacak mıydı bebişine?
Benim minik oğlum, kocaman bi baba olacaktı pekala...

-Yumurtanı nasıl yemek istersin bu sabah dedim.( Duygulanmış felan değilim edası)
-Hani krep yapacaktın bugün.Öyle söylemiştin ya dün! dedi.

Sustum.Ah şu anneler ve unuttukları sözleri...



                                Baba olma hakkı kimsenin elinden alınmasın!

18 Temmuz 2014 Cuma

Bir Blogum Vardı Benim...




Yıl oldu yazmayalı, inanın şifreyi girerken şöyle bi düşündüm neydi diye.Durum vahim anlaşılan.Ne oldu? neden bu kadar ara ben de bilmiyorum.Elim varmadı yazmaya, bugün olur, yarın bakarım derken; bir bakmışım  toz tutmuş blog.

Tahmin edilir ki bu ara yalnızca blog için geçerli.Son gaz diziler devam etti.Ne kadar artık yeter dediysem de yetmedi.Bugün hiç izlemiycem dediğim günler tırnaklarımı kemirirken buldum kendimi.

İşin aslı,artık günlerim birbirine benzer oldu.Herşey rutin.Yine böyle bir dönemde açmıştım blogu da.Şimdi yeniden acemi blogger olarak mesaimi başlatmak istiyorum.Eskisi gibi olmaz belki ama kopartmamaya çalışacam blogla aramda ki bağı.Bunca zaman sonra anladım ki, gençlik iksirimmiş benim burası, can sıkıntısında sığınılacak küçük sığınağım.Yazmayı özledim, yorum okumayı özledim.Suk için yaptığım kavgaları - hala fikrim değişmedi- özledim :) Kısaca hayatıma kattığı her rengi özledim.Bekleyin beni; Deniz pek yakında, bu blogda!

20 Eylül 2013 Cuma

Bu Deniz Durgun Kaptan!

Sessiz, koşuşturmasız, dingin.... Bu güzel günlerden elimde sadece birkaç tane kalması ise işin kötü tarafı.Tahmin edilebileceği üzre iznim bitiyor dostlar.Yeni koşuşturma döneminin start almasına az vaktim kaldı.Son dönemlerde ne yaptım diye sorduğumda kendime, büyük bir zevkle diyebilirim ki; hiç bir şey!Tembellik gibisi yok mirim, bunu bilir bunu söylerim...

Amaa o kadar da boş durmadım(!) Bakın neler yapmışım neler...



İlk aklıma gelen Who are you'nun bitmesi oldu nedense :) Bir dizinin daha sonuna geldik.Şöyleydi, böyleydi demiycem.Hayatımın bir döneminde geldi ve geçtiii.Aklımda korkmayı beceremeyen bir başrol ve taş KJW kaldı.Ama her şeye rağmen güzeldi...

Şimdi bununla bağlantılı olarak uzun zamandır düşündüğüm ve who are you sayesinde bilincimin tozlu raflarından geri çağırdığım saçlarımı kestirme isteğim vuku buldu.Yılların uzun saçlı Deniz'i artık kısa saçlı bi lise öğrencisine- ya da he-man mı desek-  dönüştü.Öğrenci diyorum, çünkü korelilerin genç görünme sırrını çözmüş bulunmaktayım: kısa saç! Yaş biraz ilerledikçe saçlarını kesiyorlar - ya da 30 yaş bunalımı mı demeliydim-  işte asıl mesele burda.İnsan hakikaten daha bir genç, daha bir taze oluyor.(Öyle göründüğümü söyleyenlerin yalancısıyım asdfghjkl )
























Gong hyo Jin'in yüzüklerinin sırrını çözdüm! Tamam yüzüklerin efendisi felan sayılmayacağım ama merakımı giderdim ya o da bana yeter.Belki herkes biliyordu da benim haberim yoktu, o ayrı tabi..Şuncacık dövme için takıyormuş yüzükleri.Yeni bir kara parçası bulmuş gibi hissettim resmen.Aidiyet duygum oluştu.Ben de mi yaptırsam ne(!) Yalnız her diziden bir anı bırakırsam kendimde yandım, saçlar gitti şimdi bu asdfghjkl Kişiliksiz miyim len ben? :S

         



Good Doctor'ı izliyorum bir de.Güzel, hafif , lezzetli bir dizi.Hafiflik güzel oyunculukta.Göz yoran bi oyunculuk yok, kısaca Joo Won döktürmüş.Hastaneyi ise iç çeke çeke izliyorum.Len ranzaları bilem var asistanların, yok artık! Bir de hiç poliklinik yapmaz mı bu doktorlar?Habire acilden hasta alıyolar o kadar.Servis desen sürekli aynı çocuklar iyileşip iyileşip, tekrar hasta oluyo.Neyse... Özünde hoş, güzel bir dizi.Öyle aşk felan beklemeden, bol ameliyat görmek için ideal.Doktorlu dizlerle arama mesafe koysam da dayanamadım bunu izledim, pişman da değilim hani.... :)


Oğluma oyuncak ayı aldık.Ondan çok ben oynuyorum.Nedeni onun "ayı" ile benimse söylediği şarkıyla ilgilenmem.Gwiyomi'yi söylüyor.Deli gibi sürekli ayıyı mıncırıyorum.Dansını felan yapıyorum kendimce.Çocuk boş boş bana bakıyor.Ebeveynin çocuğuyla arkadaş gibi olması bu olsa gerek :) Bazen korkmuyor değilim; onun büyüyüp benimse hala böyle kalacağımı düşününce biraz tuhaf oluyor insan...Bu video hyun joong ile arama mesafe koymama neden olsa da yer yer sevimli de gelmiyor değil.... :)




Ve ve veeeee Master's Sun sen nelere kadirsin! Bize bunu da izlettin ya :) So Ji Sub hıssıl hıssıl çaaranda dedikçe çocuk gibi dizime yatırıp poposunu poposunu dövesim geldi.40 yaşında ki adama bunu yapmayı düşünmemi sağlayan yönetmen, senarist her neyse işte ona teşekkürü bir borç bilirim :) Teponniiiim saranneyooo :)



Master' Sun için düşünce, dilek ve temennilerimi ayrı başlıkta toplayacağım lakin, daha fazla bekleyemedim ve ayrıntı için bitmesini bekliyorum :)



Tekrar bi vee demem gerekirse o da Lee Min Ho'ya gitsin.Her şeye rağmen seviyorum bu çocuğu.Son dizisi The Heirs yakında başlayacak.Heyecandan daha çok sinirle bekliyorum.Çünkü başrolde pek sevdiğim (!) Park Shin Hye var! Olum başka kız mı kalmadı Kore'de.Sinir kız bu sefer min hocumu ağlarına düşürecek, dayanamam.Kıyamam ben sana Lee Min Hoo :( Bekleyelim bakalım..

Anlaşıldığı gibi koca bir tatilin çoğunu bilgisayar başında geçirmenin dayanılmaz hafifliğini yaşıyorum. Tek yan etkisi, yan ağrılarım oldu.Sağım uyuştukça sola, solum uyuştukça sağa dönerek bütün ağrılarımı bertaraf ettim  :) Asosyal olmak, seni seviyorum!




23 Ağustos 2013 Cuma

Who Are You?



Ağustos ayının bereketinden olsa gerek, bol hayaletli diziler yayında.Master's sun'un biraz gölgesinde kalan Who are you? da bu yapımlardan.Her ne kadar hayaletleri Master's Sun'a göre biraz daha "normal" kalsa da hayalet sonuç da değil mi?Güçsüzün yanında, düşenin dostu Deniz, Master's Sun'dan önce anlatılma şerefini bu diziye veriyor :)Malum Master's Sun 'un reytingleri almış başını gidiyor.Bu zavallıcık yetim kalmasın değil mi?

Yang Si Ohn,  bir operasyon sırasında yaralanıp 6 yıl komada kaldıktan sonra uyanır.Bütün hafızasını kaybetmiştir, üstüne bir de hayaletleri görmeye başlamıştır.Polisliğe kayıp eşya bürosunda devam etmeye başlayan Si Ohn, burada ki ölü insanların kayıp eşyaları sayesinde onlarla iletişim kurabilmektedir.

Unutmadan söyleyim; dizi, favori kanalım TvN dizisi.Daha da fazla söze gerek yoktur sanırım.So Yi Hyun ve Taecyeon  beraber kamera karşısına geçtiği dizide malum taze bir aşkın buram buram dumanı üstünde :) Daha 8. bölümü yayınlanan dizi, gayet iyi bir başlangıç yaptı, sıkmadan, güzelce ilerliyor ve asıl konuya daha yeni başlıyoruz.Tam da herhalde her bölüm bir hayalet çıkacak biz onun hikayesini görecez.Konu felan yok bu dizi de derkeeen.Asıl konuya gelindi.Yani hafızasını kaybettiği olay günü ne olduğu, hayalet aşkı daha yeni yeni ortaya çıkmaya başladı.Sonu ne olur?Sonradan bozar felan o kısma hiiiç karışmıyorum.

Deniz'in seyir defterine ek:

Her hayalette ufakta olsa bir yara bere, ölümüne dair bir iz oluyor.Yalnız Kim Jae Wook hala taş taş.Ölüsü bilem bozulmuyo adamın.



6 Ağustos 2013 Salı

The Best Lee Soon Shin / Eziyetin Böylesi




Bu şarkı eşliğinde okuyalım arkadaşlar.Daha etki olur diye düşündüm :)

Akşam üzeri sevgili bunusevdime yorumla karışık dert yanarken kendi kendime dedim ki; bari bunu blogda yazayım.Bu durum yorum  olayını çoktan aşmış.Üstüm de bir yük olmuş.

İzleyenler bilir ki efendim bu illet 50 bölümden oluşan bir eziyet yumağı.Acemi de değildim oysa ki nasıl bulaştım bu illet diziye, nasıl bakmadım kaç bölüm olduğuna bilemedim.Bi kere de başlamış bulundum.Kendisini iki kez terk ettim, izlemeyecem dedim.Ne zaman nette dolaşsam önüme çıktı.Ben görmezden gelmeye çalıştıkça daha bi gözüme batar oldu.Öyle ki belli bi noktada sonra ben onu arar buldum kendimi.Yapma Deniz kendine gel dedim, bundan sana fayda yok, bırak bu işin peşini dedim.Cık!Bana mısın demedi.Dizi devam ederken nice diziler bitirdim, nice filmler izledim, yine dönüp dolaşıp buna geldim.Anladım ki ecelden kaçılmazmış, illa ki iliklerime kadar beni kemirecek, yiyip bitirecek ki rahat edeyim.Nasıl bir mazoşistim anlamadım.


Şimdi burda gördüğünüz bütün adamların ayrı ayrı  her biri tek başına 16 bölümlük dizi olacak hikayeleri olunca haliyle bölüm 50 de olur 60 da.Benim eziyet katsayım da giderek artar.Dizi de iki ablanın aşk hikayelerini, bir annenin aldatılmışlığını, bir babanın ölümünü ve ardında ki sır perdesini, Bir patron ve çalışanı arasında ki aşkı, evlat edinilme hikayesi ve onun  kahramanlarını, aşk üçgenlerini, bol bol kötülük, entrika ve daha sayamadığım bir çok şeyi izleyeceksiniz.Oyyy yazarken yoruldum.Öyle ki belli bi noktadan sonra kim başrol onu bile karıştırır duruma geliyorsunuz,  diğer hikayeler o kadar öne çıkıyo.
Ama şöyle bişey de var.Bu kadar çok şey var, dizi hızlı ilerleyen, akıcı, bir başladığımı hatırlıyorum bir bakmışım ki 40 olmuş diyeceğiniz bir dizi değil.Kağnı hızında ilerleyen olayları, 2-3 hafta izlemeyin, kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.Ki ben de yer yer atlayarak ilerledim, dizi izleme stilime boyut kazandırmış oldum.Ben ki dizileri son sahnesine kadar izleyen Deniz bunu yaptı.Durumu anlayın.

Dizi hakkında ki hayallerim

Le soo shinin Küçük ablasının tavukçu dükkanı işleten  kayın validesine tavuk yedire yedire patlatmak suretiyle işkence yapmak!Görmemişin oğlu olmuş misal iyi ki bi doktor oğlun var.Mükemmel oğlum var diye hava atıp, kimsecikleri de laik görmez ya ona tam gıcık tip.Doktor annesi olmuşun ama insan olmamışın naber :)Gerçi kız da cadolozdan halliceydi ya son bölümlerde toparladı neyse...Bu nasıl gıcık bir tiptir yahu.Kızın anneinin can dostu sorsan, içten içe mutlu oluyo kadın kötü duruma düştükçe.

Lee Soon Shinin artist annesini -kadın gerçekten aktrist hee - anne/kızlı bilimum dizi reklam kampanyalarına gömmek.Böyle çıkarcı, sinsi, saman altında su yürüten kadın görmedim.Buldu hazır büyümüş, nur topu gibi kızı sözde annelik yapacak haspam.Bildiği tek şey de oyunculuk olunca böyle kızın etinden sütünden faydalanmaya çalışıyor.Bir de teponnimin babasına sardı bu ara.Aralarında bir sır var bunların hadi bakalım.Az çok tahminim var ama yazmayayım şimdi, girmeyeyim kadının günahına :)Misa'dan sonra daha kötü anne bulamam artık, bu benim nirvanam dedim.Bu kadın onu da geçti.O kadar ki kötü.

Lee Soon Shinin aktrist annesinin menejerini o arabaya kilitlemek, yanına da kasa kasa bira bırakmak!Boş kaldıkça içer garibim.E içer  içer de arabadan da dışarı çıkamaz, çatlar, ni hah hah hah haaah!Yaptı tek şey de bu zaten.İçip içip millete kadının sırlarını anlatmak.Yok anlamıyorum, nasıl bu kadının bunca sırrını biliyor bu adam ve nasıl böyle bağlı kadına.Şimdi hakkını yemeyelim kadın için ölür adam da, içince sapıtoyo biraz.Tek kusuru o.

Yun Ah'ı falakaya yatırmak!Teponnimin ailesinin zengin, hastahane sahibi adamın oğlu olduğunu öğrenince birden aşkı depreşti ya işte o an karar verdim buna.O teponnim seni falakaya yatırsa az bile.Adam sana zamanın da kör kütük aşıktı ayak bağı oluyo sana diye terkettin tüüüh yazıklar olsun.Neymiş, ünlü olacakmış.Bir de elin kadınına ne diye anne anne der durursun?Bırak bu işleri kuzum.

Ama sevimli şeker şey, en güzel aşık olan adam teponnim seni seviyorum.
Lee Soon Shinnin en büyük ablası ve ona aşık fırıncı sizi seviyorum.
Cafe işleten iyilik timsali, muhteşem aşçı, Lee Soon Shin'in eski patronu seni seviyorum.
Biraz tuhaf ama bu teponnimin kız kardeşi var ya şu doktora sürekli asılan, işte onuda seviyorum.

Ama kardeşim 40 bölüm dağ dağa kavuşur da, insan insana kavuşmaz mı? 40 bölüm bi kızı seversin de söyleyemez misin?Sonra kız gelip iki bölümde sana aşık olup üçüncü bölümde itiraf mı eder? Acıyın bize. Vee senarist;
"....
Tanrı istemezse insan ölmezmiş,
Sen tanrımısın beni öldürdün!"

Ve ve vee diziye başlamamış olan varsa sakın ama sakın girmesin bu bataklığa, aldanmasın o masum yüzlere, sonrası çıkılmıyo malum :)






19 Temmuz 2013 Cuma

Manny




Siz de benim gibi izlediğiniz hiçbir şeyden zevk alamıyor, "aşkım kavuşamıyoruz, çünkü ayrı dünyaların insanıyız" replikli dramalardan sıkılmışsanız; Zengin  bir ceodan yoksun, fakir bir kızdan mahrum bir dram zamanınız çoktan gelmiş ve geçiyor demektir.İşte tam bu noktada aile dizileri devreye giriyor.Bir nevi imdadımıza yetişiyor.

Genç ve bekar anne Seo Do  çocuklarıyla başa çıkamayınca, eve gelen bütün bakıcılar çocuklardan yaka silkeleyerek kaçıyorsa, artık bir erkek bakıcının vakti gelmiştir.Amerikadan ithal, kore asıllı bakıcımız eve bir güneş gibi doğacak ve çocukların gözdesi olacaktır.Tabi en çok da annelerinin.. :)








Tahmin edildiği üzre mükemmel bir erkekle karşı karşıyayız a dostlar.Görenin salyalarının aktığı, yüzü kadar kalbi de güzel bir adam :) Haliyle herkes etrafında pervane o, çocukların.Elinden her iş gelen, çocuklara yemek hazırlarken ödevleriyle ilgilenen, olmadı psikolojik sorunlarının ne olduğunu anlayabilip tedavi edebilen.Çocukları yatırdıktan sonra her akşam koşuya çıkan, sportif bir adam.Allahım robot mu bu ne dedim bir an.İnsan hiç mi bunalmaz, yorulmaz. Sürekli  gülenyüz kurabiyesi halleriyle etrafta dolaşır.



Peki bütün bunlar olurken bu çocukların annesi ne yapıyordu?Yan gelip yatıyordu diyemem ama bişey de yapıyodu desem yalan yani :) Bir butik işleten annemiz, evinde yaşadıkları ablasının gölgesinde kendi halinde takılan bir tip.Bu çocukları bu yaşa nasıl getirdiği  kocaman bir soru işareti.Malum tipik beceriksiz, işinde başarısız -aslında yetenekli de, kendini gösteremeyen- bir annecik.Bu kırılgan naif halleri biraz fazla abartılmıştı bu karakterin.Bakıcımızı daha güçlü göstermek için böyle yapıldığı aşikar olsa da, kardeşim sen bir annesin! Terliği şöyle bi fırlattın mı tam 12den popoya tutturmalı, ödeviniz var mı? ödeviniz bitti mi? diye sürekli dırdır etmeli, çocuğun ilkokulda ben şarkıcı olacağım diye sana geldi mi şöyle sümsüğü oturtmalısın...Biz böyle biliriz ama değil mi? :)



Bir de "naaan jenissa" diye ortalıkta dolaşan bir abla var.Kendisi artık yaşı kemale ermiş eski bir manken.Bir mankenlik ajansı yönetiyor.egosu tavan yapmış bir karakter.Sürekli her yerde spor yapması beni çok güldürdü.Mankenlere yaşattığı eziyeti emin olun bu çocuklar  askerde yaşamamışlardır.Ensesinden aşağı sarkan, sürekli gerçekten saçmış gibi muamele gören, beceriksizce ensesine tutturulmuş ip şeklinde ki -sözde- saç birikintisi.Tek kelimeyle iğrençti!Ama hep beraber anladık ki kendi kişisel gelişimini tamamlayıp level atlayınca saçını kesecekmiş meğersem ondanmış o kadar eziyet.Boşuna gözümüzü yorduk onca zaman :)

Sıkmadan kendini izleten, tahmininiz üzre içine bolca aşk serpiştirilmiş, daha bolca çocuklar ve sorunlarıyla muhattap olduğumuz bir dram Manny.Biraz ara, taze bir nefes isteyenler için birebir.Efendim izleyiniz.....




8 Temmuz 2013 Pazartesi

Cheongdamdong Alice




Şu başlığı da yazabildim ya, kendimle ne kadar gurur duysam azdır!

cha seun jo aşkı uğruna babası, mal, mülk herşeyinden vazgeçmiş bir adamdır.Paris de beş kuruşsuz, ama aşık bir öğrencidir.Ama gerçek şu ki sevdiği, uğruna herşeyi bıraktığı kız onun değil, paranın peşindedir.Sonuç; bir ayrılık ve psikolojik sorunları olan bir adamdan ibarettir.



 Seun Joo- Başlamadan hemen söyleyeyim.İzlediğim dönem malum ortalık Park Shi Hoo'nun  tecavüz haberleriyle çalkalanıyordu.O yüzden azıcık -tamam gayet aşırı- ön yargılı izledim sahnelerini.Ama ön yargıyı bir kenara bırakıp izlediğim dönemler de de pek sevemedim bu adamı.Ne bilim rolü zaten manyak, kendince havalı olmaya çalışan, intikam hırsıyla dolu bir adamdı.Ama aynı zaman da bir çocuk kadar kırılgan ve saf.Bu ikisi bir arada ne kadar olur, sonuç ne olurdu? Sanırım işte bu olurdu.Berbat gülüşünü saymazsak aslında fena adam sayılmazdı, kendi çapında bi gideri olabilir :)










Han Se Kyung- Başından ciddi bir ilişki geçmiş, maddi sıkıntılar yüzünden sevdiği adamdan ayrılmak
zorunda kalmış bir kız.Zeki, yetenekli, dereceyle mezun olmuş bir tasarımcı.Ama kariyerinde bir türlü istediği çıkışı yakalayamamış.Neden?Çünkü yurt dışı eğitimi yok.Ah şu para para para !Alışılagelmiş dışında, değişik bi havası vardı.Estetikli değil sanırm. Galiba ondan:)Sevdim bu kızı.







Bu ikilinin yolu malumunuz, bir şekilde kesişiyor işte.Çocuk kızın beş parasız bir adama olan aşkından etkileniyor, kız adamın parasından.Bir ortak paydada buluşma çabasını izleyeceksiniz dizide.

*Kızımız sosyeteye girmeye çalışıyor:)Aman ne yöntemler varmış da bilmezmişiz.Öğrendik!Kıza yardım eden, daha önce aynı hedefi başarabilmiş bir arkadaşı var.Verdiği öğütler, tuttuğu günlük kızımıza kılavuz olacak.Pek de ihtiyacı yoktu ya hani, neyse.

*Beyaz tavşan benzetmesini sevdim.Alice'i harikalar diyarına götüren hani.Burada da bir beyaz tavşan avı süre gidiyor.Önce kendine bir beyaz tavşan seçecek, hedefe kitlenip onu elde edecek.

*Tavşanın suyunun suyu! Heh işte o da bu :) Kendisi sosyetik çöpçatan.Ama çok seviyorum ben bu adamı.Kötü adam, iyi adam, aşık adam her hali ayrı tatlı.Kızımızın ikinci yardımcısı...



*Ama...Gerçekte de böyle insanların var olduğunu bilmek, ürküttü beni.Biz alışkınız masum, saf aşk izlemeye.Bu biraz ağır geldi.

*İlk başlarda beni cezbetti dizi.Kızın kararlı bir şekilde hedefe kitlenmesi, çabalaması izlettirdi.Başından geçenler eğlenceli komikti.Ama belli bir noktadan sonra tıkanıyor dizi.Bütün çabaları gösterip, eteğindeki taşları dökünce bütün büyüsü bozuluyor.Sonrası sıkıcı bildiğin dizi işte.Gerçek aşk başlar, pişmanlık, arada kalmışlık falan, filan....

*Aslında ben seni seviyorum, para o kadar da önemli değil demedi kız, bu kısım iyiydi.Ben seni seviyorum, her şeyinle buna paran da dahil dedi.

Bir hevesle ilk bölümlerini izleyip, sonra bitiriyim bari diye izledim diziyi.Öyle aman aman bişey beklemeyin yani.Ama tavlamak istediğiniz hedefte bir delikanlı varsa sakın kaçırmayın.Zira izledikten sonra anladım ki neler varmış, neler.Öyle saf saf aşık olup evlendim.Tam drama karakteri olacak kızım vesselam :D


bu tavşanlar çok sevimliydi.Ruh haline göre birinin fotosunu gönderiyodu kıza çocuk.




Kendisini en iyi dost ilan ediyorum.Seviyorum bu kızı.



                                          Bu da bonusumuz olsun!Bakın kimler var burda.

5 Temmuz 2013 Cuma

Lee Min Ho ❤ ❤ Ama...

Eğer elin yüzün düzgün, özellikle de boyun uzunsa ünlü olman kaçınılmaz.Bir ajans da köleliğe başlar, ardından çıkış yapabilirsin.Zamanla oyunculuğunu geliştir. Gerisi gelir; mankenlik, foto modellik bonus!Ama keşke bunu da yapmasaydın be oğlum.

Neyini eksik ettiler senin?Seviyorum seni, tamam.Ama sakın bir daha bunu yapma emi, sakın şarkı söyleme.Senin neyine bisiklet tepelerinde şarkı söylemek.Kim gaza veriyo bu çocuğu, bi yakalarsam...


14 Haziran 2013 Cuma

Nine / Gelmiş Geçmiş En iyi Zaman Yolculuğu






Abisinin öldüğünü öğrenen Park Sun Woo, onu teşhis için gittiği karakoldan eşyalarını alır.Eşyaların içindeki tütsü çubuğunun ne olduğunu anlaması zaman alsa da, sayesinde abisinin ölüm nedenini anlayıp, onlardan 9 tane daha elde edecektir.Bu da tam 9 zaman yolculuğu demek!

Şunu söyleyebilirim ki şimdiye kadar izlediğim en iyi zaman yolculuğu hikayesi, öyle ki; bitirir bitirmez hemen soluğu burda aldım.Özellikle bütün bölümleri bittikten sonra başladım ki, bu da dizinin etkisini daha bir artırdığı gerçek.Yani ard arda 2-3 bölüm izleyip hiiç bunalmayacağınız, hatta keşke vakit olsa da bir bölüm daha izleyebilsem diyeceğiniz muhteşemlikte bir dizi.Ama şöyle bir dezavantajı da var ki, pc başında yaşlanıyorsunuz.Yemeden içmeden kesilip uykusuzluğu göze alıyor, bütün hayatınızı mahvediyor olarak kendinizi bulabilirsiniz.İzlerken ki halimin ufak bi canlandırması...

                                                     
                                                                       ***




Lee Jin Wook(Park sun woo) 20 bölüm boyunca gözümüzü gönlümüzü açan abimize teşekkürü bir borç bilirim.Oh be nihayet benden büyük birini buldum.Bundan sonraki favorim olarak ilan ediyorum kendisini(ne kadar sürer ben de merak ettim) Aslında I need Romance2 de kendisini izleyip beğenmiş, ama gıcık rolünden ötürü haliyle ısınamamıştım.Ama burda bambaşka, zeki, çevik, ahlaklı bir gazeteci, iyi bir kardeş ve evlat, orta seviyede bir aşık.Aşk işlerinin beceremiyor bu  çocuk.Oyunculuğunu da beğendim, öyle havalı olacam diye odun odun dolaşmıyo ortalıklarda.Zaten bir güldü mü başka bi şeye bakamıyacağınız için, oyunculuk falan yalan yani.Boş boş baktım aslında ekrana.Kendisini Korenin en güzel gülen adamı ilan ediyorum.O kaz ayakları bir insana bu kadar mı yakışır.Hep gülsün sabaha kadar izlerim ben.(Ah sevgilim, hayatım sakın okuma sen buraları tamam mı?Yalandan, şakacıkdan:)) Tamam vicdanımı rahatlattım, mesajımı da gönderdim, devam.Şaka bir yana dünya ahıret  kardeşimdir - uzayda görsem affetmem- Allah sahibine bağışlasın.Başka ne demek gelir ki elden.Yok artık, gözlerim doldu,ağlıycam mı ne? :)






Jo Yoon Hee(Joo Min Young) Vallahi dizi boyunca üç isim değiştirdiği için bunu yazdım.Diğerlerini
de izleyince öğrenirsiniz.Ama kardeşim kim neden bu kızı başrole seçti?Yönetmenin akrabası falan mı anlayamadım.Tamam başrol kızımız çirkin olması lazım, anladık da, bu kadarı da fazla değil mi yahu?İlk bölümlerde ki saç modeli de neydi o öyle?Tez vakit saçını uzatması lazım, kısa saç hiç yakışmıyor kendisine bence.Bu kız yüzünden diziyi bırakabilirdim ama Allahtan çocuğun hatırına devam ettim :) Ama ilerleyen bölümlerde göz alışkanlığından mı nedir, güzel görülmeye başladı gözüme.Kız etkisini zamanla göstermeye başlıyo anlaşılan ki,Park Sun Woo'da 5 yıl sonra anlayabiliyor kendisini sevdiğini.Tipe bak ya...
         
                                                                          ***

Bir geçmiş, bir gelecek bol gidip gelmeli bir dizi olunca haliyle castta biraz kalabalık oluyo.Valla kim kimdi ben çıkaramadım, her karakterden iki tane olduğu için, başrollerle idare edelim arkadaşlar.

*Diziyi izlerken bir kuple "Kelebek Etkisi" tadı alıyorsunuz.Yani geçmişe dönüp kaş yapıyım derken, gelecekde ki gözünüzü çıkartma olasılığın yüksek.Nitekim öyle de oluyor zaten.

*Bu tip senaryolar aslında çok tehlikeli.Bazı şeylerin havada kalma olasılığı yüksek.Ama burada öyle bir şey gözüme batmadı benim.Gayet iyi yazılmış, açığı yakalanabilecek bir senaryo değil yani, tebrikler.Zaten senaristi QİHM 'in senaristi olur ki, referansı kuvvetli.

*Ama yinede 20 yıl önceki liseli Park Sun Woo'nun gelecekteki, acar gazeteci Park Sun Woo'nun kullanması için sakladığı tılsımları can düşmanının çaldığı halde gelecekte nasıl Park Sun Woo'nun eline geçiyor.Üstüne üstük kullanıyor, sonra diğer adam 20 yıldır sakladığı kutudan tılsımı çıkarıyor.Yahu ne dediğimi ben bile anlayamadım ama anladıysanız bana da bi zahmet anlatın.

Bol Spoilerli Kısım, Dikkat!

*9 tane tütsüyü bulup, 20 yıl öncesine gittiğini de keşfedince Park Sun Woo tabiri caizse otaboka geçmişe gitmeye başladı ya,  "olum dur, ilerde çok arayacaksın o tütsüleri, tütsü diye nerelerimi yaksamda geçmişe gitsem diyeceksin" dedim ama dinletemedim.Arkadaşına yılbaşı kartı bırakmalar (derdini anlatacak sorsan),Yok annesine yılbaşı hediyesi vermeler, sinemada annesine yakalanmayı engellemeler.Ne gerek vardı olum, geçmiş zaman tee lise yılları bırak gitsin.

*Ama ama abisinin mutluluğu için sevdiği kadınla onu kavuşturması, sonrada yediği haltı anlayınca ki pişmanlığı çok feciydi içim cız etti.

Tanım

"Yenilen Halt": Efendim kadın bir kız çocuk sahibi dul bir hanım, zaten bu yüzden aileler izin vermediği için evlenememişler geçmişte.Evlenemeyince kadın Amerika'ya gitmiş evlenip barklanmış, mutlu mesut yaşamış.Bu bizim iyilik meleği abisiyle kadını bir araya getirince otomatik olarak nur topu gibi bir yeğeni oldu, amca mertebesine yükseldi.Ama gelin görün ki gelecekte ki kendi yaşamının içine etti.Çünkü o minik kız, kendi sevgilisi çıkmasın mı?Vah garibin haline...

*Yalnız kızın her şeyi hatırlamaya başladığı park da geçen sahne çok güzeldi.

"En çok hangi kelimeden nefret ettim biliyor musun? Amca!"

Adam da haklı yani kız gözlerinin önünde adama amca amca diye diye başkasıyla evlilik hazırlıkları yapıyo.Gel de kurdeşen dökme!



Ah o parkın bir dili olsa anlatsa...

*Ama can dostu doktor arkadaşı vardı ya, sevimli şey.İlk başlarda tütsülerde gözü vardı.Sakın bitirme geçmişe gidip karımı değiştirmek istiyorum diyordu :)Dizi boyunca çok güldüm kendisine.
Ama bir gelenek daha bozulmadı.Yani  can dostunuz bir psikologsa ruhsal sorunlarınız olmalı, eğer beyin cerrahıysa bir tümörünüz.Bu dizide ikinci seçenek geçerli arkadaşlar.

*Bu tarz dizilerde bir son karmaşası hep yaşanır.Yani 19 bölüm boyunca o kadar çok şeyi karıştırıyorlar ki, git geçmişe gel geleceğe.Olmadı saplan kal geçmişte.Adamlar bir bölümde -sanki şartmış gibi- zar zor toparlıyorlar.Son bölümde  havada kalan şeylerin altını doldurmaya çalışmışlar.Taşları yerine oturtma çabası o kadar çok gözümüze sokuldu ki, aynı sahneyi 40 tekrarla her seferinde bir şeyler eklenerek izledik.Sürekli tekrar olunca biraz sıkmıyor değil.Ama o kadar olacak, bu dizide de sıkıldım dersen Allah çarpar adamı taş olurum maazallah.Töbe töbe!

Klasik bitirişimi gerçekleştiriyorum.Efendim yine bir TvN dizisi, yine bir güzellikle karşı karşıyayız.Bu nasıl bir kanaldır anlamadım izlediğim hiç bir dizisi kötü değildi.(Flower Boy Next door'u gözardı ediyorum).Gelecek ne gösterir bilinmez ama 2013'ün en iyi dizisiyle karşı karşıyayız arkadaşlar.Burdan haykırıyorum: Bu diziyi kaçırmayın, mutlaka izleyin, pişman olmayacaksınız, tek kelimeyle  MUHTEŞEM!






Güzellik