16 Eylül 2012 Pazar

The Faith / Deniz'in İnançla İmtihanı

  İş Bu Tamamen Kişisel Bir Yazıdır!

Kendimi hücrelerime kadar zorluyorum.Neden?Derinlerde ki Le Mİn Ho sevgimi gün yüzüne çıkartmak, Faith'i izlemek için.Olay bu kadar basit.Aslında bu biraz da itiraf niteliği taşıyor değil mi? Evet ben de onlardanım.Oyuncu uğruna; sırf gözüm gönlüm açılsın, maksat güzellik görelim diye dizi izleyenlerden o_O

İlk başlarda biraz bölümler biriksin, doya doya bir çırpıda izlerim diye bekletiyordum diziyi.Boş günümün birinde başlayım bari dedim.Şunu da belirtmeden geçemeyecem, söylemesi ayıp öyle boş günüm pek olmaz.Sırf Le Min Ho sevgimi anlayın diye açıklıyorum yani.


Klasik replik "İki haberim var biri iyi biri kötü, önce hangi haberi duymak istersin?"

Ben iyiyi tercih ettim okuyucu!Le Min Ho'nun saçaları pek
güzel olmuş.O tarumar hallerine bayıldım.Ben zaten hep
yakıştırırım ona dalgalı saçı.Ama buraya dikkat sadece "dalgalı" Bof daki maşalı hallerini değil.Allahım neydi o Bülent Ersoy bozması halleri.Kendisi de utanç içinde olacak ki sildirmiş mi ne fotoları zar zor binbir emekle buldum.




                                                         * Stiller tamamen aynı, papyon dahil*

Bu kuaför mü desem , perukacı mı desem artık adı her neyse Le Min Ho' ya büyük kıyak yapmış -zira kendisin kulaklarını birazdan, tekrar çınlatacağım- özene bözene itina ile uğraşmış.Emek var tebrikler :PAma ya çok yoruldu yada zam falan istedi kabul edilmeyince düz saça dönmüş tekrar.Bu dönüşü bir dönem dizisinde nasıl açıkladılar merak ediyorum.Kullandığı ilaçların etkisiyle saçları düzleşti mi dediler acep?Merak ettim.Henüz o kısımları izleyemedim.İnşallah bedenim oralara kadar ilerlememe izin verir.




Kötü habere gelince :Sadece bir tane iyi haberin olması ! Bunda ala kötü haber mi olurmuş.

Yavaş yavaş okları Kim Hee Sun' a çevirmenin vakti geldi de geçmek üzere.Bir kere Min Ho'cuma hiç ama hiç yakışmamış(Kıskaç ergen mode on) Ne ergeni yaa otuza merdiven dayadım.Ahhh ah akıl-yaş- baş üçlemi!!!! Len öyle böyle değil şaka bir yana kıskançlık ettiğim falan yok.(Dünya ahıret kardeşimdir)Personel Taste 'de gayet yakıştırmıştım onu So Ye Jin'le.Demek ki sorun ben de veya arada ki yaş farkında değil.Kız yanında bariz unni gibi duruyor.Sudan çıkmış balık halleri, uyannık saf numaraları.Ya ne bilim sevemedim.Şimdi baktım kız 77'liymiş.Alın işte daha ne olsun? Yazık Lee Min Ho'ya. Anlamadım, yani koskoca Kore'de kız mı kalmadı.Nerden bulmuşlar bunu?

                                               

kolyesiz çıkmam abi!
                                                                           ****

Doktor abimize gelince(Phillip Lee).İşte tam da burda perukacı arkadaşı tekrar anıyorum.Min Ho'ya aşırı özen göstermekten olsa gerek, bunalmış "Amaaan başrolu iyi yaptık.Zaten üçbeş repliği var.Oğlum Tayyar yap öyle ortaya karışık bi şeyler zor olmasın daha 24 bölüm aynısını yapacaz" demiş olacak ki adamı heba etmiş.Hadi perukacıyı anladık kolayına geldi de bir Allahın kulu çıkıp adama demiyor mu ki olum  ne bu hal?Zaten gözleri fazla yakın, üstüne bir de çekik- en çekik koreli ünvanına aday- bir de düm düz saçlar,o kaküller  baygın bakışlarıyla.Allahım tam bir şehla olmuş.Yazık yaa.Yönetmenin seni sevmiyo diyim.Bak mahvediyo kariyerini böyle..yazık cık cık...Ve sakın o doktora aşık olayım falan deme, öyle hayran hayran bakışların gözümden kaçtı sanma.

                               





                                                                         ****

Bu kraliçe meselesi biraz karışık.Kız bence çok iyi oynuyor.Duruşu, tavırları çok asil.Aşkını gizlemeye çalışırken ki halleri içimi paralıyor.Her şey mükemmel, burada izleyici sorunsalı -yani ben- devreye giriyor.Kızı gördüğüm de aklıma Love Rain' de ki Suk'un peşinde koşan tipik ikinci kız halleri geliyor.Ufak bir kıkırdama ardından, helal oyunculuk bu olsa gerek diyorum.Bir bu role baak, bir de diğer "oppaaaaa benle yemeğe çık" diye yalvardığı hallere.İşte bu yüzden oyuncular "farklı rolleri denemek istiyorum" diyor olsa gerek.Hak verdim...

                                                 
                   

                                                                         ****


Konu belli, sonuçda fantastik bir şeyler olacak, tamam anlaştık.Ama kardeşim kadın geldiği gibi kraliçenin -ambiyane tabirle- şah damarını iki dikiş tamam, dikti.(tıbbi terimlere girmiyorum :)) Bu kadar kolay mıydı bu işler?Kraliçenin bünyesi baya kuvvetli çıktı,o da ayrı konu.Günümüz de olsa kesinlikle bilmem kaç ünite kan verilirdi..







Kraliçenin şak diye ayağa kalkıp, pamuk prenses halleriyle dolaşması.Şaşırtıcı.Kadın hakikaten tanrını doktoru yahu!!!

Asıl bütün bunların yanında deve de kulak olduğu mesele.Karındeşen jack ünvanını laik gördüğüm doktor hanım kırılası elleriyle Le Min Ho' yu enlemesine ikiye ayırdığı sahne.Resmen ciğerini söktü.Elini salladığı gibi gözünün tek yaşına bakmadan kılıçladı adamı .Len yönetmeniiiiim başrolün ölmeyeceğini 5 yaşında ki çocuk dahil hepimiz gayet iyi biliyoruz.Ne bu şimdi?Böyle abartmaya ne gerek var?Heyecan mı yaptın şimdi ki, hiç olmadı.Nasılsa yaşayacak biliyorduk.Belki sakat kalır öyle devam eder diye mi heyecan yaratmaya çalıştın bilemedim.Krala sadakatini gösterecek tamam da daha kolayını seçseymişsin.Tabii yüce doktor var nasılsa.Böyle basit numaralar hiiç yakıştıramadım.cık cık

                               

kırılsın ellerin!!


kıılıcın sonu (bknz. kırmızı ok)

Tabi ne oldu doktorumuz ben yaptım ben düzelteceğim.Çekilin ben doktorum diyerek şak diye olaya el koydu.Gitti bayaa bildiğin ameliyat yaptı. Batını açtı ciğer felan temizledi.Eli değmişken diğer organları kontrol etti.Sonunda da" yaptıım olacaaak dedi".Kusura bakmayın sevgili okuyucu kesinlikle saygısız biri değilimdir ama artık içimde tutamayacağım: OHAAAAAAAAAAAAA!!  Dokuz canlı Min Ho' ya bir şeycikler olmadı.Azcık yara yeri enfeksiyonuyla yırttı.Onun için de zaten ikici kez operasyona alındı, otlardan antibiyotikler yapıldı  ki, işte o an Allahım sen büyüksün yanlız sana inanır, yalnız sana iman  ederim dedim.Sonuçda sen öldürmedin mi öldürmüyordun ve iyi ki şu otları yaratmıştın...

Ben kendimi zorlamaya çalışsam da, dizi beni sürekli kendinden uzaklaştırdı.Ben izleyecem dedikçe boşver dedi.Araya sıkıştırılmış fantastik öğelere kesinlikle sözüm yok.Açılan kapılar, zaman yolculukları falan.Sonuç da biz ne 300 yıllık yolculuklar yapılan diziler izledik.(bknz.Rooftop Prince).Ama Lee Min Ho'yu böyle dizilere yakıştıramıyorum.City Hunter'da da elinde silah falan olmuyordu.Ben onu adam gibi bir dramda aşkından sürüm sürüm sürünüp, salya sümük ağlarken izlemek istiyorum(Beddua gibi oldu).Aşık olsun, kuşlar çiçekler, börtü böcek içinde çimenlerde sevdiği kızla uzansın istiyorum.Bırak yavrum bu kılıç kalkan olaylarını.Kandı, intikamdı boşver.

NOT-Dizinin yanlızca 5 bölümünü izlemeyi başarabildim.İlerleyen bölümler hakkında hiiç bir fikrim yok.Eminim güzeldir ki reytingler tavan yapmış.Mani olmayım izleyin yani :)

NOT-  Hala izlemek istemiyorsanız Arang'ı tavsiye ederim..Bayılıyorum ben, son dönem favorim :)




5 Eylül 2012 Çarşamba

Şekerim Açıver Şu Reçeli....


Her ne kadar reçeli açıver desek de gerçek gün gibi ortada, o bir turşu ! Son dönem takıntım, ne zaman duysam yeni yetme bebeler gibi ekrana kitlendiğim; dünyayla irtibatı kopardığım reklam.(Çocukları daha iyi anlıyorum artık) :) Bu reklam olayını ezelden beri severim, tabi böyle yaratıcı fikirler daha bir cezbedici gelmiştir .Reklamlar başlayınca zap yapmayan ender yetişkin - yani benim-  son favorim.Aslında listem gayet uzunca olmasına rağmen listeye girme başarısını kazanmış, nadide son parçam : Dove Men reklamları.


Erkekliğin kitabını ne güzel özetlemiş: Kavanoz açmak, tıkırtı kontrol etmek, teker değiştirmek.Olay bu kadar basit.Alişan, sözüm sana: yıllarca boşuna çabaladın, erkekliğin kitabı dedin durdun.Ne gerek vardı?Al işte elin adamı 40 sn'de çözmüş olayı :) İşi bir adım ileri getirip, reklamın ayrıntılarını öğrenmek isteyen arkadaşlar mani olmayayım.


23 Ağustos 2012 Perşembe

I do, I do



Aslında biteli epey oldu ama benim elim bir türlü gitmedi yazmaya.Bu yazıda kaç haftadır taslaklarda hatırlamıyorum bile.Geçte olsa başladığımız işi bitirelim değil mi ama?

Öncelikle aklınızdaki esas kız imajını silin.Neydi o imaj ; efendim, ben bilmem beyim bilir, ben fazla zeki değilimdir, aptalımdır.Aman elin elime değmesin laf olur, annem ben doğmadan öldü, babam beni bırakıp teyzemle kaçtı, 6 aylıktan beri kendi ayaklarım üzerinde duruyorum.Günde üç işde çalışıyorum.Bu da yetmez amcam öldü, küçük oğluna ben bakıyorum.  o_O

Gelelim esas oğlana.Özellikler ;Yurt dışında- mümkünse Amerika, olmazsa İtalyada olur- eğitim alması, en az 1.80 boyunda, yakışıklı, b*k gibi parası olması, ünlü bir şarkıcı, o olmazsa ceo olması.Yok dandik bir iş yapıyorsa da mutlaka zengin bir akrabanın ortaya çıkması.Sonuç; kısaca esaas oğlan zengin ve yakışıklıdır.

Peki, I do, I do da nasıl?





Esas kızımız, kendine güveni tam, iyi eğitim almış, zeki, çevik, çalışkan, otoriter, zengin, bir ayakkabı firmasında baş tasarımcı ve müdür.Allahım daha ne olsun ! Bu kadarı bile fazla değil mi ki?




Esas oğlan beyimiz ise gayet yakışıklı tamam da, diğer özelliklerden sınıfta kaldı.İş güç yok, safın önde gideni, yeteneksiz - en azında ilk başlarda-  gazetelelere manşet olacak ünlü bir ailesi, ceo olacak bir şirketi yok.Kısaca fakir.İğğğ tiskindim pis fakirr ne işin var başrolde ?

Bütün bunlar bence süper, herşeyin ters köşe olması falan harika da, peki ben niye sevemedim bu diziyi?Tamam fikir iyi hoşdu ama öyle sıkıcı işlenmişti ki içimi baydı.Donuk suratıyla bir türlü yıldızımın  barışmadığı Kim Sun Ah dizi boyunca içimi kararttı.Bu kadını sevemiyorum leyyn, zorluyorum kendimi ama yok !Lee Jang Woo yanında çok sırıtmış , hiç yakışmamış gibi yorumlar okudum.Asıl konu da bu değil miydi arkadaşlar.Dizi zaten bunu üzerine kurulmuş, yaşlı kadın genç oğlan(Bknz. Seda Sayan ve sevgilileri).Bak yiğidi öldürdüm ama hakkını yemiyorum :)


Ne mi oldu?

* Neredeyse kırkına merdiven dayamış, iş güç peşinden koşan, menopoza girmek üzere olan  kadın durdu, durdu, birden kıymete bindi.Bütün adamlar peşinden koşmaya başladı.Kısmetleri arasında bir doktor, bir de   27'lik çıtır vardı ki işte en berbat nokta.Len 20'li kızlar kimsecikler bulamazken bu reva mı senaristlerrr!!!  Ters köşe de bir yere kadar :)

*Yeni tanıştığın adamla ilk bölümden git birlite uyu :DTamam hikayeninin kilit noktası bu anladım da, len izlediğim bunca dizi ne oldu? Heepsi bir hiç miydi? Gerçekleşmesi için 16-20 bölüm beklemdiğimiz olay daha ilk bölümde gözümüze gözümüze sokuldu.Kendimi boşlukta hisstettim.Boş boş ekrana baktım, dizi benim için bitmişti.Bundan sonrası boş :)

*Hadi onu geçtim, gözde bekar sevgili doktorumuz.Ben seni çocuğunla kabul ediyorum.Ona babalık yapabilirim,evlenelim dedi.Yüreğim cız etti.Çok etkileyiciydi, işte aşk.

*Kızımız evlenmeme olayına gereksiz şekilde taktı,bekar anne olacağım diye tutturdu.Bu kadar abartmaya gerek yoktu.İnatla ben evlenmeyeceğim, kendim doğurur, bakarım da diye diretti.Ne gerek vardı? Anlamadım.Adam seni seviyorum diyo, evlenelim diyo ne bu tripler kızım zaten durum ortada, daha iyisini mi bulacaksın,neden bu direniş?Sonun da ne oldu, kendin tıpış tıpış evlenme teklif ettin.

*Kim Sun Ah dizi boyunca hamileyim diye dolaştı, ama gözle görülür bir şey yoktu ortada.Son bölümde  karnı şişti, 15 dk sonrada doğurdu zaten.Doya doya tatlı tontiş hamile hallerini göremedik.

*İnsan niye çocuğuna topuk diye seslensin anlamadım.Hani kulağa hoş gelse bir nebze anlayacağım.Tamam işkolik olabilirsin de bu kadar da olmaz ki.Kasap olsan satırım diye mi sevecen çocuğu?

*Her bölümü iğrenç iğrenç ayakkabılar görmek zorunda kaldım.Aklınıza gelebilecek her çeşit.Tam işkence. Ayakkabı zevklerim uyuşmuyo bu korelilerle :)

Benim sıralamam da yaz dizilerinde maalesef ki son sırayı alabiliyor.Çok durağan bir akışı vardı.Sürekli donuk yüzlü bir Kim Sun Ah'ı gördüm, o kadar.Dizide ki sevimlilik açığını kapatmaya çalışan Lee Jang Woo kendini paraladı ama olmadı.O da mümkünse gülmesin hiç.Gülmeyince daha yakışıklı :)Araya bir tasarım yarışması renk olsun diye sıkıştırılmaya çalışılmıştı, o da yetmedi.Ama ben yine de köstek olmak istemem, izlemek isteyene mani olmayım.

Belki yazıya ilk başladığım gazla devam etseymişim daha da çok yazacakmışım ama bu iyi oldu.O kadar uzun yazıyorum ki sonuna kadar okuyabilme başarısını göstermek bir mucize oluyor.Kısaca çenem düşüyor diyebiliriz.Şimdi fotolara geçelim ki, benim için işkence kısmı.Bir türlü beceremiyorum , bundandır ki biraz düzensiz.Sağa çekiyorum sola gidiyo, aşağı koyuyorum kayboluyo.böyle idare edelim arkadaşlar.Taslakda gayet düzenliler ama yayınlayınca böyle oluyo, anlamadım.Bir bilen varsa beni aydınlatsın...


doktor civanım, yazık sana  :(

ahtopot gibi sarılmış uyanııık ;)


Böyle bir sahne hatırlamıyorum ya, neyse:)




Hanimiş bebecik...
Saçına kurban 

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Anıların En Eskisi...



Dostlar, Romalılar - sayısı bir elimin parmağını geçmeyen- sevgili okurlar!Uzun bir aradan sonra bir mim yazısıyla huzurlarınıza gelmenin haklı gururunu yaşamaktayım!


Bu yazıya başlamak benim için ne kadar zor oldu bilemezsiniz.Akşam eve varınca pilim bitmiş, harap, bitap, perişan, üzerimden bufalo sürüsü geçmişten beter  halde oluyorum.İzin dönüşü anladım ki tembellik iliklerime işlemiş dostlar!Bu mesai durumları birden bünyeye fazla geldi, kaldıramadım :) Oysa mikalzia beni mimlediğinde pek sevinmiş, ardından da kara kara düşüncelere dalmıştım; ne yazacam lan ben? Neyse ki mikalzia anlayışlı kızdır gecikmemi mazur görür diye kendime bahaneler yaratıp yazıyı ertelerken, bu sefer de tatlı kızımız mydestiny de beni mimleyince bu işde bir iş var Deniz, evren sana bir mesaj gönderiyor olmalı yaz şu mimi artık dedim.

Öhömm hımm, efendim "bey babamın konağında annemin keman sesleri arasında büyüdüm.O buğulu keman sesi, hala kulaklarımdadır" demek isterdim ama en eski anım bundan ziyade, tuvalet kapısında annemi beklerken kopardığım  yaygaraya dayandığından bu kısmı geçeceğim.İlkokuldaki sümüklü hallerimi ise beynimden kazımak istiyorum.Durumum bundan halliceydi. o_O



İlk anım aynı zamanda üzerimde uygulanan ilk ve son travma girişimi olma özelliği taşıyor.Her şey annemin süslü kutularıyla oynarken başladı.(Bir rivayete göre 2,5-3 yaşında olduğum söyleniyor) İçinde bilumum kadın aksesuarları kolye küpe, ne bilim ruj vb. olan kutulardan.Her kız çocuğunun kutsal oyun mekanı, annenin topuklu ayakkabıları da yanına eklenince saatlerce oynayabileceğin bir hazine kutusuna dönüşür.Bu oyun günlerimin birinde yine kutuyla haşır neşir olurken bir de ne göreyim bir bozukluk.Kaç kuruş olduğundan haberim yok ama parayı görünce aklıma gelen ilk şeyin dondurma olduğu dün gibi aklımda.Dondurma sevgimin temelleri taa nerelere dayanıyor anlamış oldum böylelikle.Evden nasıl çıktığım konusu hala karadelik benim için.Bunda annemin evdeki misafirlerinin büyük etkisi olduğu aşikardı.Sanırım annem muhabbete dalmış olsa gerek ki, çıktığımı fark etmemiş.O zaman ki evimizin baya işlek bir cadde üzerinde olduğunu belirtmeden de geçmiyim.Ben dondurma almayı kafama koymuştum da, en yakın pastahane yaklaşık üç sokak aşağıdaydı.Ben de arka sokakları kullanarak ( daha tenha oluyordu, fazla araba geçmezdi) pastahaneye ulaştım."Amca,  amca, şu kadarlık dondurma lütfen " demiştim, adamın parayı alırken ki gülümsemesi hala gözümün önünde."Kimle geldin sen buraya?"diye sormuştu.Ben de övünerek "kendim" demiştim.Vay velet baban görsün bacaklarını kıracak sırıtışıyla baktı adam bana ama ben anlamadım o zaman tabi.Söylemesi ayıp mahallede pek popülerdim.(Babam mahallede ki okulda öğretmendi, hafta sonları peşine takılır, o lokal senin, bu öğretmen evi benim gezerdik.Camiada tanınırdım :))

Derken ben dondurmamı almış eve dönmeye hazırlanırken "Amaan be hep arka sokak, hep arka sokak çok sıkıcı biraz da caddeden gidiyim" diye düşünmüş olmam lazım ki, kaldırımdan yürümeye başladım.Bir yandan da dondurmamı şapurdatıyordum söylememe gerek var mı?Tam bu anda da annem ve arkadaşları çaylı kısırlı balkon sefası yapıyormuş(şansa bak sen!)Annem caddeye bakmış "yav şu uzaktan gelen kız tıpkı bizim Deniz'e benziyo" .Arkadaşları "yok canım içerde oynuyo o, ne işi var dışarda"(bebek firarda!), annem hala inceleme de tabi.Ben giderek yaklaşıyorum ."Yok yaa bakın Deniz bu".Deniz tam da o an, büyük bir zevkle dondurmasını yerken, karşıdan karşıya geçer o_O (tekrar belirtiyorum komşunun oğlunu karşıdan karşıya geçemez diye annesi okula götürüyodu)

Veee annemde film kopar!Annemin beni sokakta sürükleyerek eve götürdüğünü hatırlıyorum.Artık kadıncaz kaç saniyede yanıma geldi orası muamma. Şimdi olsa olimpiyatlardan kesin eli boş dönmezdi :) Böylelikle annemden ilk ve son köteğimi yemiş oldum.O zaman tam teşekküllü bir sağlık kuruluşundan alacağım bir raporla annemi sürüm sürüm süründüre bilirdim, o kadar.Ama uyanık annem yalnızca popoma çalışmıştı ve acısından oturamıyordum bile.Bütün bunlar canımı yakmamıştı da sonrasında oturup Yalan Rüzgarını izlemişti ona yanarım.Hem ağlayıp hem kapı arasından anneme bakıyordum ne yapıyo diye.O zamanlar en büyük rakibim Yalan Rüzgarı'ydı :) Şu adam dizideki bütün kadınlarla evlenmişti.O zaman çocuk aklımla dikkatimi çekmiş.Gerçi ergenliğime kadar devam etti sayılır.Ne rüzgardı dinmek bilmedi.




Bir de annem beni hiç sokağa çıkarmazdı oyun oynamak için onu hatırlıyorum.Gerçi nasıl çıkarsın zaten sabıkalıyım.Bir gün ben yalvar yakar izini kopardım.Tabi biraz daha büyüğüm 4-5 yaşındayım sanırım.Annem beni giyindirdi hiç unutmuyorum; pembe, yakası mor dantelli bir elbiseydi.Benim neyime elbise oysa, giydir bi kot yolla.Kadıncaz da kızım var diye heves ediyordu zannımca :) Tam çıkacam ben tutturdum sarı saçlı bebeğimi de alayım diye.Bebeği daha yeni almıştık yatırınca gözleri kapanıyordu.Ne kadar büyük bir nimettir bilmezsiniz.O zamanlar oyuncak camiasında bu bir devrimdi.Annem alma kızım kıracaksın onu diyordu.Tabi ben dinlemedim bebekle sokağa çıktım.Gıcık kızın biri bebeğimin gözlerini oymuştu.Ben de surat beş karış kara kara anneme ne diyecem diye düşünüyordum.Tam da yolun karşısında ki inşaat hararetli bir şekilde  çalışıyor, ustalar teleferikle üst katlara harç çekiyordu.O zamanlar öyle döne döne gezen harç kamyonları daha icat edilmemiş olsa gerek. Birden ne olduysa paat diye gürültünün ardından o ses ; şlaap . Bilmem kaçıncı katta sen harç taşıdıkları kova açıl! Haliyle yer çekimine karşı koyamayan harç dört bir tarafa yayıldı.Tabi bundan ben de nasibimi aldım.Eve gitmek de istemiyordum ki annem bir daha beni dışarı göndermeyecek .Öyle harçlar üzerimde kurumuştu hatırlıyorum.Ama ecelden kaçış yok, eve gittiğimde annem küçük çaplı bir şok yaşamıştı.Çünkü kapıyı açtığında karşısında bir heykelden farksız( nasıl donmuşsa artık, insan çimentodan çalar), elinde gözü oyulmuş nadide bebeğiyle kızı duruyor.Kadıncaz beni temizlemek için ne kadar uğraşmıştı.Kaç saat banyoda kalmıştım hatırlamıyordum.Bütün saçlarım yolunmuştu.Benim aklımsa bebeğimdeydi :)


Konu dışı obur kız :)

Vallahi yazdıkça yazası geliyomuş insanın.Çekirtek çitletmek gibi, bir başlayınca bırakamıyosun:) Bu anım biraz yakın geçmişten.Liseye başladığım ilk hafta ben öyle ortalıklarda geziniyorum.Muhtemelen bahçedeyimdir.Çok güzel bir bahçesi vardı okulumuzun.Tenefüslerde kızlarla bahçeye çıkardık.Çocuğun biri yanıma geldi.Üst sınıflardan olduğunu da belirteyim tabi.Sen ---- öğretmenin kızı mısın? Ben de bi şok, nerden biliyo len bu çocuk bunu.Bak ne kadar etkilenmiş araştırmış diye düşüyorum içimden.Bir hafta da ne etkiyse :) Ben gayet kendinden emin evet ne olmuş dedim. Çocuk da ne dese beğenirsiniz " Ben seni hatırlıyorum.Çocukken babamın işlettiği çay ocağına gelirdiniz.Sen sürekli oralet içerdin"  o_O  o_O   !!!!! Daha ne diyim.Rezillik.... :) Baba- kız gezme olayımıza iyi bir örnek...

Kısaca bu posttan çıkarabileceğimiz sonuç şu olabilir: Oturmam diyen post çürütür, yemem diyen sofra kurutur, anı falan hatırlamıyorum diyen işin cılkını çıkarır.Bir insan bu kadar da yazmaz değil mi? İşin kötüsü hala aklıma gelen anım var.İşi sulandırmamakta fayda var diyerek, mim listemi açıklıyorum.Hala mimlenmediyseniz yada yazmadıysanız Rosa, Squaw, mavi, rengarenk sizleri mimliyorum.Hadi bakallım kolay gelsin...

20 Temmuz 2012 Cuma

İki Film Tek Başlık...

Şu sıcak yaz günlerinde denizdi, güneşti derken bir tatilin sonuna daha geliyorum.Pazartesi sendromunu ensemde hissederken, boş vakitlerimi hakikaten de boşa harcamak konusunda nasıl da  uzman olduğumu bir kez daha ıspatlamış oldum.Biraz sonra anlayacaksınız.

                                                       Petty Romance/2010


                                                   
Tanıdık iki yüz gördüm bari izliyim fikriyle başladığım filme, ortalarına doğru ilerledikçe "ben ne yapıyorum" iç sesiyle devam ettim.Konusu aslında hiç de öyle dahice felan değildi oysa, en başından anlamalıydım.Ne yapayım ki saflık var serde....

Kendisini Protect The Boss'dan hatırlayacağınız Kang Hie Choi ve Coffe Prensin yakışıklı kuzeni, Pasta'nın agresif şefi Lee Sun Gyun başrollerde.Herhalde neden bodoslama filme daldım anlamışsınızdır.

Lee Sun Gyun(Jeong bae)'in bir karikatüristi canlandırdığı filmde, Hei Choi(Da ram) ise vasat bir yazar karakteriyle karşımızda.Mali sıkıntılar içinde olan Jeung Bae pek de hevesli olmadığı halde büyük ödüllü "yetişkin içerikli" manga yarışmasına katılmaya karar verir.Ama kendisine bir yazar lazımdır ki, çok geçmeden Da Ram ile karşılaşacaktır zaten.

Film vakit öldürmenin hakkını sonuna kadar veriyor.Yer yer mangaya dönüşen sahneleri, kızın hayal alemindeki halleri güzeldi.Jeong Bae'ni karükatirist arkadaşını sevdim.Sadece o kadar.Eğlenceli, yer yer komik az da romantizm var.Sadece eğlenmek isteyenler izleyebilir.Geri kalanlar es geçsin.Aşk üçgenlerinde insanları usandırdık, bari işin içine cinsellik katalım denilmiş zannımca.Bu ikiliden daha fazla şeyler bekliyor insan nedense.



                                                    Ürpertici Aşk/2012






 Yeo Ri (Son Ye-Jin ) Lisede geçirdiği kaza sonrası en iyi arkadaşını kaybetmiş ve kendisi ise tesadüfen yaşama şansı bulmuş bir kızdır.Kazadan sonra sürekli hayaletler görmeye başlar, ölen arkadaşının ruhu ise ona musallat olmuştur ve kimsenin ona yaklaşmasına izin vermez.Çünkü amacı Yeo Ri'yi yalnız bir "Yaşayan Ölü" ye çevirmektir.Öyle ki arkadaşlarıyla bile yalnızca telefonda görüşebilir.Tek başına yaşayan kız bir gün sokak sihirbazlığı yapan  Jo Goo tanışır ve onunla çalışmaya başlar.Yeni gösterileri korku ve ruhlarla ilgilidir!

Durun.Hayaletler felan gözünüzü korkutmasın.Gayet eğlenceli bir filmdi benim için.Bazı sahneler de her ne kadar biraz ürpersem de iyi vakit geçirdiğim kesin.Yani "şöyle güzel bir romantik komedi izlemek istiyorum, ama sıradan olmasın" diyenler için biçilmiş kaftan.Tek sinirimi bozan nokta her zaman ki gibi sihirbaz oğlumuz aslında bir holdingin varisi ve de gayet zengin olması.Efendim kendileri yalnızca hobi olarak sihirbazlık yapıyormuş.Ah şu koreliler, ne olacak sizin şu zengin esas oğlan takıntınız?Yav sokak sihirbazını da CEO yaptınız ya daha ne olsun!Sıradan bir sihirbaz olsaymış daha iyi olacakmış ki, öyle gözümüze gözümüze soktukları felan da yoktu bu konuyu.Ben taktım sadece.

Kısaca arkadaşlar şöyle güzelce vakit öldürmek isteyenler izleyebilir.Kesinlikle kötü bir film değil.