24 Nisan 2012 Salı

Jang Geun Seok 'u Adam Etmek!




Günlerdir düşündüm taşındım olmadı.Durdum tırnaklarımı kemirdim yine olmadı.Yok Deniz ben de var bir problem dedim, yapma, yazma! Ama artık dayanamadım.Ellerime hakim olamıyorum.Yazacam işte, napim!



Öncelikle şunu belirtiyim.Bu yeni yetmelerin 'şekil' işlerinden pek anlamayabilirim.Ama mikalzia da görüp beğendiğim şu saç modelini kestirmeyi düşünecek kadar ufku geniş bir insan evladıyım :D Tamam icraat yok, sadece düşündüm kabul.Ama gelin görün ki haklı nedenlerim var:

 1- Devlet memuruyum.Zaten standartlara pek uyduğum söylenemez.Saçlarımı böyle kestirirsem ne olur düşünemiyorum.Bütün hocalar tarafından aforoz edilebilirim.

  2-Beni bu saçla gören hastalarım 'Allahım kimin eline düştük, bundan bize hayır gelmez' diye düşünüp kaçacak delik arayabilirler.Vatana millete hayır olayım ortadan kalkar.

  3-Annemin kalan üç uzun tel saçımı yolma ihtimali...(evet hala ebeveyn korkusu)

Bu maddeler arasında takıldığım yalnız ikinci madde olduğundan bu icraatımı gerçekleştiremedim.Bakalım kısmet ne zamana?

Şimdi bu uzun girişten sonra asıl amaca gelelim.Günlerdir içimde tuttuğum asıl konu Jang Geun-Seok ! Bu aralar geç de olsa birden bir aydınlanma yaşayıp Beethoven Virus izlemeye başladım.Başlamaz olaydım, ne göreyim.Başlangıcım tamamen tesadüf oldu -onu sonra yazarım- oyunculara falan bakmadan direk izleyim dedim.Ya bu trompetçiyi gözüm bi yerden ısırıyo, kim bu, tanıdım tanıycam diyorum. Geun Seok diyorum.Yok canım ne alaka oluyorum.Sonunda dayanamadım baktım oyunculara hakikaten, benim o değildir dediğim adam ya!Bir insan evladı şu geçen 4 yıl içinde ancak bu kadar değişir.Ki gelin görün ki bu değişim pek de pozitif bir değişim değil benim gözümde.Yavrum nasıl kıydın sen o güzelliğe!Tamam tarz yapayım demişsin,saç baş öyle tuhaf haller anladık.Niye böyle bideri bi kemik kaldın bakim.Para kazandıkça aç mı saklıyolar seni?Şu halini görmeseydim, bu kadar dokunmazdı eminim.




Bu çocuğun yeri hep arada kalmıştır gözümde.Ne bilim fazla feminen, aşırı süslü, sürekli kürkler içinde.Yaw itiraf edelim çocuğun yaptığı göz makyajını henüz bir koreli kızda göremedim.O ne sürme öyle yaa, bu kadar da abartma kardeşim.Bir türlü yıldızım barışmadı kendisiyle, eminim o da pek üzgündür bu durumdan(!)

Beethoven Virus izleyenler bilir.Dizide yetenekli bir trompetçiyi canlandırıyor.Ama o kadar farklı ki.Bütün bu saydığım kötü özellikleri atın bir kenara,  sevimli, hatta yakışıklı diyebileceğimiz bir Jang var karşımızda.Tamam ukalalık ettim, yakışıklı.Duruşunu bilen, maskülen...Bakınca heh bu esas oğlan diyorsun en azından.Len kim bu?Ne iş yapar? diye düşüncelere dalmıyorsun.Gözlerim bayram etti valla.Ne şeker şeymişsin sen dedim (sevgili eşim buraları okumadığını varsayıyorum, çok fena gaza gelmiş bulunmaktayım).Böyle bir güzellik varken niye bizi öyle kahkülleri yüzünden eksik olmayan, çıt kırıldım halleri izlemeye mecbur ediyosun.Yakışıyor mu sana?You Are Beautiful' u izledikten sonra ortaya attığım; bu çocuk saçlarını kestirmeli tezim, Beethoven Virusu gördükten sonra netlik kazandı artık bir teorim var!Deniz teoremi;Jang Geun Seok saçlarını kestirmeli ve en az 4 kilo almalı(ekranlar 5 kilo fazla gösteriyo onu da hesaba kattım).

Hatta bir adım ileri gidip bir imza kampanyası başlatsam mı diye düşünmedim değil.Evet haydi çekik sever dostlar birlik olalım, sesimizi duyuralım.Gün birlik olmak günüdür.Sen sesini çıkarmazsan, ben çıkarmazsam kim bu çocuğu yola getirecek?(Muhtarlığa aday mı olsam ne bu hitap olayını çözdüm gibi :) ) Şaka bir yana, karşılaştırın buyrun.









Tahmin edildiği üzere Beethoven virus de ki halleri.Bakın şunun şekerliğine...



Horoz modeli



Kahküllü halleri


yolunmuş kısım


Ceketiyle uyumlu olsun diye pembe ok koydum, maksat yeşillik olsun:)Tahmin edildiği üzere bu da, Love Rain de ki hali.Bu aşamaya öyle kolay gelmedi tabi.Öncelikle You are My Pet de kavruldu, Mary Stayed Out All Night de pişti, Love Rain de dibi tuttu.Bir sonraki projesini hayal edemiyorum.

 Efendim, tamamen taraflı olan yazımın sonuna gelmiş bulunmaktayım.Bir adam ancak bu kadar 'tü kaka' edilir.Yorumlarınızı eksik etmeyin emi.

15 Nisan 2012 Pazar

Rooftop Prince

Son zamanlarda  epeyce meşgul olduğum için, malum pek dizi izleyemiyordum.Ama yeminimi bozdum leyyyn diyerek hızlı bir girişle Rooftop Prince başladım.E iyi de etmişim, izleyince siz de hak vereceksiniz.Oyuncular çok iyi seçilmiş, hepsi birbirinden iyi.Özellikle Sungyunkwan Scandaldan hatırladığımız ve de kendisine ayıllıp bayıldığımz Micky Yoochun var ki, başka da söze gerek yoktur herhalde.


Dikkat dikkat yüksek dozda spoiler içerir!

Konusuna gelince; Veliaht prensin eşi esrarengiz bir şekilde sarayın bahçesinde ki gölde ölü bulunur.Kaza sonucu öldüğü ileri sürülür.Fakat aşk acısından yanan Prens buna inanmaz.Kendisine yardım edecek bir ekip oluşturur ve eşinin ölümünü araştırmaya başlar.Gelişen bir dizi olaylar sonucu ormanda kötü adamlar tarafından dört nala bir şekilde kovalanırken, uçurumun kenarında atların frenleri tutmayınca,  bir E.T. edasıyla süzülerek hooop 300 yıl sonrasına, günümüze gelirler.İşte hikaye de asıl burda başlar...





                                                                              ****



Micky Yoochun-Prens Lee Kak: Kendisi bu rolün üstesinden gayet iyi gelmiş.Prensesin arkasından döktüğü göz yaşları içimi burkmadı desem yalan olur.Burnu havada prens halleri, özellikle de kırmızı eşofmanları pek komikti.


Ha Ji -Min -Park Ha : Ben bu kızı pek sevdim! Kendi ayakları üzerinde duran,kendince ticaretini yapan , özgüveni olan bir karakter.Üvey ablasının komplosuyla taa Amerikalara kadar gitmiş.Yıllar sonra döndüğü memleketinde babasının öldüğünü öğrenir.Bir gün evine geldiğinde işte bu sahneyle karşılaşır.




Tahmin edildiği üzere bu dört adamı 'adam' edecek kişi Park Ha'dır.Tavayla adamları korkutmaya çalışması çok komikti.



Park Ha'nın sihirli dokunuşuyla koskoca Prensin ne hallere düştüğünü bu iki foto açıklıyo sanırım :)


   
Öncesi

 
sonrası

































Bütün bu güzelliklerin yanında kötü adamımız yok sanıyorsanız yanılıyorsunuz.İşte o boşluğu da Lee Tae Sung dolduruyor.Ben kendisine kızmayı beceremedim henüz, çünkü ona baktıkça Playfull Kiss'de ki  sevimli halleri geliyor aklıma :) Bu dizi de nasıl desem bi gudubetlik var tokatını yiyen ya ölüyor, ya da ölümden dönüyor.Bütün bölümlerde kurdeşen döktü sıkıntıdan.Daha da fazla bir şey demiyim zira her şeyi yazdım zaten :)



Kötü adamımıza eşlik eden kızımız ise (evet evet o da var) tahmin edildiği üzere Park Ha'nın üvey ablası ve de Lee Tea Sung'un sevgilisi, sekreteri olan kişilik(çok yönlü karakter).Kızda dikkatimi çeken; genel çekimlerde normal bir boya sahipken, selvi boylu sevgilisiyle sarılırken birden uzaması.O kadar uzamış ki baksanıza çenesini adamın omzuna koyuyor :) Ne yediriyorlar sana kızım hemen söyle.Alice misali mantarın hangi tarafından yedin?


Sanırım bu kadar yeter!Kısaca bir bahsedeyim niyetiyle başladığım yazım, bakın ne hale geldi.Biraz daha yazarsam ilk 6 bölüm izlemenize gerek kalmayacak.Ama huzurlarınızdan ayrılmadan önce size biraz foto gösteriyim.Merak edin de izleyin :D 











6 Nisan 2012 Cuma

Vee Deniz De Delirir !!!




Çat diye çatlamak üzereyim, neresinden tutup da düzeleyim....

 Daha nasıl bir giriş gerek durumumu belirtmek için?İş bu bir kriz yazısıdır!

* Bu aralar pek bi bunalım takılmaktayım.Allahım neden ben? Yine mi sabah oldu ?Hep uyusak, büyüsek modunda dolaşmaktayım.İşin kötüsü en son ne zaman deliksiz  5 saat uyku çektim, hatırlamıyorum.

* Önümde kocaman bir yığın halinde yapılması gereken işler var.Ben onlara bakıyorum onlar bana - zihnim de tabi- ne yapsam bilemiyorum.Öküz-tren ilişkisi içersindeyiz kısaca; bakıştıkça  dağa dönüşüyorlar.

* Bu aralar kafam güzel, sigaraya mı başlasam diyorum; varın gerisini siz düşünün.İşten kaytarmak için bahanem olur(!).İşler sarpa mı sardı, ortalık mı karıştı? Hemen  'arkadaşlar sigara içmeye çıkıyorum' diyesim var.Bütün iş hayatım boyunca hep bunu yapmak istemişimdir .Hiçbir şeye imrenmedim buna imrendiğim kadar.Ya da en azında iyi de  kardeşim, 'sigara içmiyorsak biz insan değilmiyiz uleeyyynn' diye haykırasım var!

*Sağlık personeli sürekli güler yüzlü olmalı, zihniyetini yaşatan insanlık ; artık yeteer diyorum.Zira anlayın artık, biz de birer insanız ve benim pilim bitti.Bu aralar Kore dizisi de izleyemiyorum.Düşünün halimi, güler yüz  stoklarım tükeniyor.Sabrımın son demindeyim, üzerime gelmeyin.

*Düzenli olarak D&R dan aldığım kitaplarım.Artık sizi de okumak istiyorum.Şöyle okudukça ruhumu dinlendirmek,uzak ufuklara dalmak istiyorum.Vitrinde ki biblolar gibi, kitaplıkta kalmanıza gönlüm razı olmuyor.İşin aslı kasiyer kız beni alim zannedecek ondan korkuyorum.

*Artık benim de bir tatil planım olsun istiyorum.Zira biraz daha Gülhan'ı izlersem, kıskançlığımdan öleceğim.Oysa ölmek için çok gencim.Ne iş ama, kız çalışıyorum ayağına dünyayı gezsin, biz burada kriz geçirelim.Adaletin bu mu dünya?

*Richie Rich'in her derde deva,süpersonic robotundan istiyorum.Adını unuttum.Sürekli evi temizlesin.Yemek falan yapsın.Zira ben çok sıkıldım.Hakikaten neydi o ya, tek elle koltuğu kaldırıp altını süpürürdü.Ne iş olsa yaparım abi hallerinde, kendini paralardı.

*Kapasitemin %100'ünü kullanmak istiyorum.Enerjim hiç bitmesin, 7-24 dinç; zeki, çevik ve ahlaklı olayım, en yüksek binanın üzerinden bir sıçrayışta atlayabileyim :)


                                                                      ***



Neyse, son maddeden sonra anladım ki bu yazı saçmalamaya doğru ilerliyor.Ben en iyisi iyice elime yüzüme bulaştırmadan burda bitireyim. Sizi kafa jelibonlara emanet ediyorum.












 Bu arada ciddi bir yazı yazayım diye başladım, yine saçmaladım.Ne yapalım huy işte  :)




21 Mart 2012 Çarşamba

Big Bang' e niyet, neye kısmet !

Youtube da Big Bang in kliplerine şöyle bir bakayım dedim.Klipden klipe atlarken-bir nevi zap durumu- bakın ne buldum.Belki de çoktan dinlemişsinizdir ama ben paylaşmadan geçemedim.

Efendim, videodaki genç veledi izlerken acayip kıskandım.Hasetimden çatır patır çatladım ve de keman çalmayı bıraktığım güne lanetlerimi yağdırdım.Yüreğimin bir köşesi sızım sızım sızladı.Daha nasıl anlatılır bilmem fena oldum.Aman da pek güzel çaldı diye değil tabi ki ( çocuk güzel çalıyo o ayrı da) kendime kızdım.Daha önce de söylediğim gibi maymun iştahlılığın sonu benim ki.Hayatımın yedi yılını çöpe atmışım.Onu anımsattı bana bu video.Hiçbir şey için geç değil diyip, yeniden keman çalışmaya mı başlasam acep?Belki ben de Bach'n muniet 1 ini çalıp videosunu youtube koyarım. :) Ne hallere düştüm, varın siz anlayın  (:

NOT: Bilmeyenler için belirteyim.Bach minuet 1, suzuki violin book'dan bir parça olup, keman çalabilenler için ''çerez'' kategorisinde yer almaktadır.



18 Mart 2012 Pazar

Korelilerin Takıntıları








Geçen akşam bloguma bir bakayım dedim.Neler yazmışım, ne var ne yok.Bir de ne göreyim şok şok şok. Kendim için Kore sever diye yazmışım bilmiş bilmiş. Gel gör ki Kore ile ilgili doğru dürüst bir yazı yok.Ben de dedim ki bu aleme yeni giren genç dostlarıma naçizane bir yazı yazayım.

Ben kendileriyle 2002 Dünya kupası sırasında haşır neşir oldum.Her Türk evladı gibi pür dikkat maç izlerken araya üç beş seyirci karesi sıkıştırıyorlardı.Aaa dedim ne sevimli şeyler.Daha sonralarda kızların İlhan Mansız sevgisi başlayınca amaan dedim ne çatlaklar.Paralıyorlar kendilerini oppaa oppaa diye, deli midir nedirler.Korelileri pek tanımadığım için itici gelmişti bana o zaman.Derken gel zaman, git zaman, dramalarla tanışınca anladım kıymetlerini :)Koreliler çok tatlı, kibar, cana yakın falan, ama hiç mi yok bunların  zaafları.Düşündüm taşındım, yer yer araştırdım ve Koreli dostlarımızın takıntılarını keşfettim. Efendim aşağıdakiler tamamen benim uydurmalarım olup, katılıp katılmamak da serbestsiniz.


1-BOY TAKINTISI: Aslında bunu söylemek için uzak doğu uzmanı olmak gerekmiyor.İnsan evladı kendinde olmayanı hep ister.Milletçe orta boylu oldukları için.(Çok iyi niyetliyim kısa boylu demiyorum)Haliyle uzun boyu seviyorlar.Aslında kim sevmez ki?Anladığım kadarıyla içlerinde ki uzun boylu azınlık da genellikle aktör,şarkıcı vb. mesleklere yöneliyor.Bunlar tamamen benim uydurmalarım tabi.Ama Allah aşkına normal şartlarda kim karşısındakine 'Ne kadar uzun bacakların var boyun kaç senin' diye sorar(bknz. Coffe Prince) ve uçakdan inen uzun boylu gencimiz 'ay çok yoruldum' dediği zaman ,karşısında ki 'uzun bacakların olunca böyle yorulursun tabi koltuğa sığmıyosun' der(bknz. you are beatiful galiba emin değilim) Velhasıl lafı çok uzatmıyım korede popüler olmak istiyorsan uzun boylu olacaksın. Maalesef, uzun boylu olan bir insan hayata 1-0 önde başlıyor Kore'de.Boy uzatma klinikleri bile var.Acaba böyle bir işe mi girsem diye düşünmedim değil yani.Hadi ordan diyorsanız.İşte burdan bakın diyorum ben de size :)


2-İRİ GÖZ TAKINTISI : Aslında bu da ilk seçenekle aynı yorumlayabiliriz.İri göz pek nadir rastlandığı için mühim bişey oluyo haliyle.Gerçi artık çözümünü bulmuşlar boylarını uzatamasalar da -belki de uzatıyorlardır bilmiyorum-  gözlerini büyüte biliyorlar.Bunun için ameliyat olmaktan çekinmiyorlar.Bu onlar için gayet doğal.Kore de estetik yaptırmak,- özellikle göz için-gayet doğal ve sık rastlanan bir durum.İşin doğrusu estetik konusunda oldukça iyiler.Ahh tıp sen nelere kadirsin!Merak edenler şöyle buyrun.



3-YEMEK YEMEK:Bu kısmı da beni sinir ediyor.Sadece kendim için ekledim bu maddeyi.Sürekli ah iyi yedin mi? İyi beslen,yüzün küçülmüş yemek ye! Ye ye de, kardeş, bu yedikleriniz nereye gidiyor sizin yahu.İnsanda bir gram yağ olmaz mı?Bütün dizilerde homini gırtlak, ağzının şapırtata şapırtata ye (bu da nasıl bi gelenekse) öyle incecik iki tuzlu çubuk bacakla dolaş etrafta.Şimdi bu reva mı?



İçimi döktükden sonra acı gerçeğe döneyim.Adamlar yiyor ama, bizim gibi birbuçuk adana üstüne bir künefe çekip yaymıyorlar kendilerini.Bir kere ekmek yemiyolar, yerine haşlanmış pirinç yiyorlar(nerde bizim bol tereyağlı pilav).Hafif ve de sağlıklı besleniyorlar.Et desen ızgara yeniliyor daha çok.Haliyle sonuç ne oluyor: tuzlu çubuk bacak!



4-MİNİ ETEK:Şimdi o kadar sağlıklı beslen, ince kal, ne için?Tabi ki kısa etek giymek için! :) Bunca zaman dizi izlerim.Bir tane uzun etek giyen kız görmedim.(Tabi eğer şişman değilse (: ) Uzun etek dediysem şöyle diz kapağında olması kafi.Yeterince uzun olur bence.Ama bu etek boyu meselesini giderek abartıyorlar.Hayır anlamadığım, bu kadar geleneklerine bağlı, kendi çapında tutucu bile sayılabilecek bir toplum da, nasıl oluyor da bir karış etek giyinmek normal sayılıyor?Şimdi yazarken 'kendi kendime atıp tutmayayım, sanki biraz tuhaf oldu' dedim Google amcaya sordum. Bakın ne buldum.Yaşasın yalnız değilmişim.Aklın yolu bir.



5-GÜZEL CİLT:Aslında bu seçenek biraz da evrensel.Güzel bir cilt herkesin isteği ama burada ki tek fark beyaz tenli olmak ! Evet Koreli bayanlar beyaz tenlerini bir güzellik sembolü olarak görüyor.Yazın bırakın güneşlenmeyi, ciltleri güneşten zarar görmesin diye dikkat bile ediyorlar!Tam bana göre! Beyaz tenli olduğumdan, güneşte kızarmış tavuğa dönüğüm için fazla güneşte kalamam.O yüzden, yaşasın beyaz ten!( kendimi avutuyorum)Bizim gibi bronz ten merakları yok.Bu da güzel bişey bence.Solaryumdan çıkmayan, kış ortasında kapkara dolaşan bronzluk takıntılı arkadaşlar düşünülürse, gayet masum geldi bana.



6-SAÇ TAKINTISI:Bu da hep dikkatimi çekmiştir.Bütün dizilerde anneler -genelde- permalı.Kıvırcık saçı seviyorlar sanırım ama neden yaşlılar yaptırıyor sadece işte o kısmı çözemedim.Tabi bu genelleme de BOF'dan kıvırcık Le Min Ho' yu ayrı tutuyorum.Kendisini pek beğenmeme rağmen neydi onun o halleri yarabbim! Diziye kıvırcık olarak başladığı saçları, -maşa yapan kuaförün bıkmasından olsa gerek- son bölümlere doğru dalgalıya dönüşüyodu.Hele o çocukluğu, çocuk Le Min Ho'nun saçlarının kıvırcık olmasına çok gülmüştüm :)

Bütün bunları bir tarafa bırakırsak.Başrol kızlarımızın saçları hep dikkatimi çekmiştir.İlk bakışta doğal hatta özensiz görünse de ayrıntıda uğraşılmış olduğu belli saçlarla.Sonralarda pek taktım bu meseleye.Artık diziden çok kızların saçlarına bakar buldum kendimi.Bak bu sahnede böyle yapmış, şurda şöyle, bu modeli nasıl yapıyor acaba diye düşünürken buldum kendimi.Bu kadar incelemeden sonra, hep şu minik lastiklerden kullandılarını gördüm. 

Benim saçlarım neden böyle olmasın, ama nasıl? diye düşünürken, keramet lastikte olsa gerek dedim.Gittim kendime de aldım.Cık işe yaramıyormuş, gördüm.Nasıl bir yetenekse, toplasan serçe parmağımı geçmeyecek kalınlıktaki saçları bile hacimli, doğal, güzel gösterebiliyorlar.Bu Kore'li kuaförler pek yetenekli canım.


7-HAVALI OLMAK: Aslını isterseniz, bu nasıl bir şey ben hala anlamış değilim.Bir adam ve ya kadın nerde bir kazmalık yapıyosa bütün yan karakterler - hatta bazen başrollerde dahil - oooooooooo çok havalıı diyolar.İyi de, kardeş ,havalı olan ne ?Bizim buralar öyle kazmalarla dolu.Demek ki Türkiye'ye gelseler cennete düştük zannedecekler ; 'Ooooo burda herkes çok havalııı' .Bütün dizilerde burnu beş karış havada, gıcık ikinci kızlar, nedense pek 'havalı' .


Benim aklıma gelenler bu kadar.Artık üzerine eklemek isteyen varsa görüşlere açığım.Ben kaçar, şöyle artistik bi gidiş yapıyım.



 ''Ooo çok havalı''